• Ağgülü Marla'ya dair;

    Çekmiş olduğu kitap fotoğrafları ile “melalkalem" olarak tanıdım kendisini. Zaman sonra çektiği fotoğraflar arasında, kütüphanesindeki “Yedikita” dergisi koleksiyonunu görüp kendimde eksik olan sayıları nasıl tamamlarım diye düşündüğüm zamanlarda kitaptan yani Ağgülü'nden haberdar olmuş oldum. Sonra bir kitap fuarının son gününde ansızın karşımda buldum kitabı . Fuar nedeni ile bir hayli uygun bir fiyatta olan kitabı o anki durumum icabı alamadım. Doğrusu evet, beş parasızdım ve fuardaydım. Ama kitaplarlaydım. Neyse efendim tüm bunlar bu kitap ile tanışmamın kısa bir hikâyesi , betimlemesi olsun. Kitabı okumak, tam anlamıyla onunla tanışmak bu güne nasip oldu.

    Gelelim kitaba... Daha önsözde ilk cümledeyken başladı hislerime dokunmaya. “Gözümle göremediğim, kalbimle tutamadığım bir ses yükseliyor avuç içlerime doğru. Bir heyecan, bir telaş kaplıyor benliğimi.”

    Onca zamanımı, kabul olan olmayan tüm dualarımı, tüm yalvarışlarımı ele vermiştim bu satırlarda. Sanki tüm ömrüm, elimdeki seksen sayfalık kitabın daha ilk cümlesinde önümde duruyordu. İnsan böyle zamanlarda bir çok yönüyle sorguluyor kendini, yaşadıklarını ve yaşattıklarını.

    Sonrasında, ilerleyen sayfalarda, şiirlerde bir çok zaman kendimi, bir kitabın başında değil de kendi yangınlarımın ortasında buldum. Kendi yangınlarımın ve nice yangınların ortasında.

    “insanlar garip, insanlar kötü” derken şair, “Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi.” diyen Tezer Özlü ’yü; Marla'ya seslenişlerinde şairin, Didem Madak 'ı anımsar halde buldum kendimi.

    Son olarak, samimi ve içten şiirlerle dolu bu kitabı büyük bir keyifle okuduğumu söylemek isterim. Ve tavsiye ederim.

    Selam ve dua ile...
  • “Ah... ün/. 1- Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme gibi duygular anlatır”
    Diyor TDK.

    Madak ne diyor peki?

    -AH’lat diyor, ağaç diyor.

    “Ahlat ahların ağacıydı,
    Yaşlanmaya başlayanların,
    İtiraf edilememiş aşkların,
    Evde kalmış kızların.
    Ahlat ahların ağacıydı,
    Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
    Öyleydi işte.”


    “Sesimin tonunu emanet ettiğim
    AHLAT AGACINA...”


    Henüz 13 yaşındayken kaybeder annesini ve böyle başlar Madağın zorlu günleri.
    Anne kokuyor şiirleri, özlem kokuyor..
    Teyzesinin hediye ettiği defter ve dergilerle başladı her şey!
    Nasıl da içerleniyorum genç yaşta gidenlere!
    Üç kitabını bıraktı ardından.
    Üç kitap dediğime bakmayın ben bir kitabını okudum.
    Bir kitap dediğime de bakmayın!
    Hayata bıraktığı Ahlarını okudum Madağın..
    O en zor dönemlerde çektiği acıları bırakmış satırlara.

    *Ahlaşmış Madak*

    Hepimizin Ah’ı olmuştur.
    Eşe, dosta, anneye,babaya, aşka, hayata, dünyaya,görmüşlüklere,geçmişe belki geleceğe de!

    -Olanlar oldu Tanrım
    Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

    Şiirleri okurken aklımdan Madağın kendi hayatını anlattığını düşündüm hep.
    Hakkında yaptığım ufak bir araştırmadan sonra.

    KendimeDipnot:İyice araştır!

    Şiir okumaya bu kadar uzak olmama rağmen Ahlarla, yaşlarla, Madağın mutsuzluğunu bıraktığı satırları bir solukta okudum.

    Annesinin kaderini yaşamış Madak genç yaşta kanserden kaybetmiş hayatını.

    Ve kızına bıraktığı mektupta demiş ki;
    “Canım kızım, cehaletimden şair oldum..
    Annesizlikten.
    Sen sakın şair olma!”

    Aslında bu sözleri yeterdi Madağı anlamaya..

    Mutsuzluğu saklı şiirlerinde.
    O kadar mutsuzmuş ki..
    Annesizlikten diyor, sessizlikten annesizlik, annesizlikten sessizlik, annesiz sessizlik
    Ve Ah diyor her nefeste yaşadığı her anda.

    Ve durmadan davet ediyor İç Sesini Ahlat Ağacına.

    -İç ses, diye söylendim.
    Gel!
    Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.

    Ve ezmek ister! Son vermek ister Ahlarına!

    “Bir zamanlar meydan okumak isterdim. Kaç meydanını okudum da bu hayatın Yalnızca iki harf öğrendim:
    A
    H!”

    Yine devam eder Ahları yine yine ah eder Tanrı’ya, şiirlere, çaresizliğine,saymakla bitmeyecek kederlerine.

    Kitap bana annemi çok düşündürdü ve Madağın hayatı da..

    https://youtu.be/FhyCXUT_5as

    Herkese keyifli okumalar.
  • Bence bir "ah" kelimesini bu kadar manidar yapabilen tek kadındır Didem Madak..
    Bu kadar ah o bünyeye nasıl sığabildi Didem? Sormak isterdim..
    Ah ile kalmıyor tabi, Pollyanna, siz aşktan n'anlarsiniz bayım, ağlayan kaya vs..
    Az,öz yazıp bu ülkede kendini sevdiren kadın, ruhun şad olsun.. şiirlerin yüreklere dokunmaya devam edecektir her geçen gün..daha fazla!
  • Ben cok etkilendim sairin siirlerinden.. iç burkan şiirler çoğu ama çocuk saflığı görünümünde bilgelikler, incelikler, farkindaliklar.. Ben Ahlar Agaci'ni okurken şairin ictenligine, anlatimindaki basit görünen karmasikliklara, dipten anlatima bayildim. Olaganmis gibi anlatilan olaganustulukler, kimi zaman bir masal atmosferi ve daha pek cok şey. Bunca yapaylikta isildayan samimiyet ve doğallık. hemen diger kitaplarinida okudum ama sanirim sairler ilk kitaplarindaki doğallığı yitiriyor diger kitaplarinda..İlk şiirlerin içgüdüsel çıkışlar olduğunu ama sonra ikinci üçüncü kitap telaşıyla o içgüdüyü kaybettiklerini düşünüyorum.. Çocuk saflığı gibi bulduğumuz şey kayboluyor. Ama yine de cok seviyorum Didem Madak'in şiirlerini.Didem Madak bence bir masaldan cikip gelmis biri.

    En guzel kitabi "Ahlar Agaci".Diger siir kitaplarini da okudum ama en sevdigim ve su gibi akan doğal siirleri bu kitabindaydi. Kesinlikle okuyun derim...

    "Kimi gün öylesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem
    Ki beyaz bir kadındır.
    Ölüsünü şiirle yıkadım"

    Bu dizeler beni hep üzer...
  • Didem Madak’ın yeri bende çok ayrı. Şiir yazmama rağmen çok fazla şiir okuyan bir insan değilim. Didem Madak’ı da arkadaşımın tavsiyesi üzerine tanımıştım. Kitabı okurken şairin çok renkli bir iç dünyası olduğunu görüyorsunuz. Şiiri güzel yapan şeyin kafiye olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden kitabı okurken rahatsız olduğum nokta kafiye olmaması oldu. İlk defa şiir okuyacaksanız bu kitapla başlamayın derim ama şiir kültürünüzü geliştirmiş biriyseniz rahatlıkla okuyabilirsiniz.
  • Didem Madak’ın hayatını okuduktan sonra belki de daha da anlamlanacak okuduğunuz satırlar. Gözlerim dolu dolu okudum ben kitabı ve ilk defa bunu yaşadım diyebilirim. Zaten kitabın arkasını okuduğunuz zaman Didem Madak’ın bize hayatından birer parça verdiğini anlıyorsunuz. Didem Madak umarım tıpkı yazdığın satırlar gibi;
    ‘’Dilerim sen pötikareli gömlekler gibi neşeli,
    İri dişli iki mısır koçanı kadar
    Mutlu ve yan yanasındır.’’
  • Şiir pek sevmesem de son demlerde iyice alışmaya ve okumaya başladım. Bu kitap da en beğendiğim şiir kitabı oldu, bu zamana kadar okuduğum iki elin parmaklarını geçmeyen şiir kitapları arasında.