Modernite hayatı yataylaştırmı, dünyevileştirmiş, kurutup içini boşaltmış; dikey uhrevi boyuttan, vahiyden, hikmetten koparmıştır. Dikeyin yeniden tesisi, kutsalın yeniden tesisi için hidayet, ilahi rehberlik gerekmektedir. Burada iki âlemin aydınlığı, âlemlerin şifası, insan-ı kâmil devreye girer.
Ve insanoğlu yaşadığın evreni bir anlam dizgesi çerçevesinde yorumlayamadığı zaman, en küçük gündelik olaylar bile şok değeri kazanmakta, travmaların birikimi nevrozlarla, psikozlara dönüşmektedir.
Dünyayı modern Batı'nın sığ, hastalıklı perişan ölçüleriyle değerlendirme çabası beni otuz yaşımda şizofreniye götürdü.
Şizofreni... Ölümcül bir iletişimsizlik çukuru... Hiçliğin, karanlığın, saçmalığın alacakaranlık uğultusu...
Evimin bir odasında, yıllarca hareketsiz yattım. Bir mağara tabakasına uzanmış yaralı hayvan misali...
Modern Batı'nın şom sinyalleri o aşamada da bırakmadı ardımı. Kaykılıp kaldığım noktada, dikkat alanıma girmeye, kendini bana okutmaya devam etti.
"Bu şehre yirmi üç saat kir yağar, bir saat nur yağar; nur kiri bastırır"
"Biraz derecesini yükseltebilen görür ki, âleme her an nur yağmakta, kirse bu âlemde hiç yer tutmamaktadır.