Sis
"Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid, Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid. Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh, Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh; Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar! Lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim, Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim! Ey sahn-ı mezâlim…Evet, ey sahne-i garrâ, Ey sahne-i zî-şâ'şaa-i hâile-pîrâ! Ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı Şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı; Ey kanlı mahabbetleri bî-lerziş-i nefret Perverde eden sîne-i meshûf-ı sefâhet; Ey Marmara'nın mâi der-âguuşu içinde Ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde; Ey köhne Bizans, ey koca fertût-ı müsahhir, Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir; Hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ, Hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ. Hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün Çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün! Mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis; Üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his. Te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet Bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet! Hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde, Bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde. Hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu'; Yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
Safha-i mâzi mülevves, hâl bok, âtî kenef Mâder-i hürriyetin gûyâ götünden doğmuşuz Neyzen Tevfik
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ah, kime edem şikâyet? Mücrim-i hâl menem. Keder, mâder, kader değil; sebebi sefilenem. (Mercan Dede)
Ârifin sırrına mahrem idi her bir gecesi Âşığın derdine merhem idi her bir gecesi Mihribân-ı benî Âdem idi her bir gecesi Vâlid-i müşfik-i âlem idi her bir gecesi Her günü cânlara mâder gibi şehr-i Ramazân... .... Ramazân gitdi eyâ biz ne tarîke gidelim... Divân-ı Emrah
Fütuvvet-nâme-i Esrâr ​Evvelâ Allah Hudâ’ya ism-i Zât / Yani müctemi'-i cemî'-i sıfât ​Her kitâba anunla başlayalım / Her bir emri anunla işleyelim ​Cedd-i bî-hadd Hudâ-yı bî-çûna / Şükr-i bî-'add Hudâ-yı bî-çûna ​Virmiş idrâk ü fehm ü 'akl u lisân / Kıble-i lem-te-ye-hem evvelini beyân ​Bozulandan sebeb beyân oldı / Ma'rifet harfini 'ayân oldı ​Zât-ı pâkini söyleyelim / Vasfını derd-nâk söyleyelim ​İdelim fahr-i 'âleme salavât / Dahı ashâb u âline fât u kât ​Ki olalar der-be-mâ delâlet-miz / Taraf-ı Hazrete resâlet-miz ​Bâ-husûs ol çehâr yâr-ı nebî / Evvel Ebû Bekr-i yâr-ı ğâr-ı nebî ​Sânî-isneyn iz-humâ fi’l-ğâr / Cedd-i a'lâ-yı Hazret-i Hünkâr ​Hem 'Ömer Hazretine ol kâmil / Oldı Fârûk dîn-i Ahmed bil ​Dahı 'Osmân ki oldı Zü’n-nûreyn / Evvel hayâ sâhibi kurretü’l-'ayn ​Murtazâ nâm 'Alî lâkab Haydar / Oldı dâmâd-ı pâk-i Peygamber ​Ki kân-ı iksîr-i âdemiyet olan / Ma'den-i gevher-i fütüvvet olan ​Câmi'-i halk-ı Mustafâ der 'Alî / Ma'nî-i hâs-ı Lâ-fetâ der 'Alî ​Dahı nûr-ı dû-çeşm-i cân Hüseyin / Ki evlâdıdur resûle kurretü’l-'ayn ​Mâder-i ümmet-i nebî Zehrâ / Fâtıma hem Hadîcetü’l-Kübrâ ​Dahı ezvâc-ı tâhirât-ı nebî / Âl ü evlâd-ı hep kebîr ü vasî ​Dahı 'ammeyn-i pâk hayru’n-nâs / Hazret-i Hamza Hazret-i 'Abbâs ​Evvel sahâbe-i mübeşşere-i 'aşere / Sıfat-ı ashâb-ı ebyazu’l-beşere
Alıntı
İnsan denilen şu hususî vücut, kâinatın umumî hassalarının bir hülâsası hükmünde; fâilliğe ve tesire medar olacak mühim sıfatların bir aynası olarak, yazın tozlarını, kışın çamurlarını çiğnediğimiz kara toprağın basit maddeleri arasından süzülüp çıkar. Her ne cihetle bakılsa, nazarın cezr ü meddine göre daralıp genişlenen, adeta elastikî bir kubbe gibi firuze renkli semâ ile kuşatılmış; zerresinden yıldızlarına kadar vecd ve hayret içinde dönüp işleyen, nihayetsiz bir intizamla kurulmuş bir fabrikanın imbiklerinden sıçrayıp şuhûd sahnesine atılmıştır. Şu halde insan, kudret-i Fâtıra’nın cezbesiyle bu toprak rahminden, “خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ” hükmünce dünyaya gelmiş nazlı bir çocuk gibidir. Kâinat içinde cismi kadar nâzik, havası kadar hafif ve hafifliği nisbetinde zayıf görünür. Bir vakit arzın derinliklerinde, bir vakit nebâtatın hüceyrâtında, bir vakit babasının sulbünde istirahat eder; sonra hiçbir eseri yokken nice hassaları kazanmak için rahm-i mâder denilen beşeriyet atölyesinde yoğrulur. Nihayet bir feryad-ı şiddetle hayat denilen canavarın ağzına atılmış, güçsüz bir et parçası hâlinde zuhur eder. Bir pireye mağlup, bir iğneyle perişandır. Vücudu vardır, fakat taş kadar metin değildir; hayatı vardır, lakin bir hayvan kadar kuvvetli değildir. Otuz sene evvelki bir hâdisenin hatırası kalbini öyle yaralar ki, düşüne düşüne hastalanır. Milyonlar sene sonra olacağını vehmettiği bir emelin neş’esiyle de belki şuurunu kaybeder. Fakat hayır! Hakikat bu değildir. İnsan, fıtratın bir harikasıdır ki âlemin en muhkem kuvvetleri onun tedbir kuvveti karşısında âciz kalır. Dâhilindeki muharrik kuvvet elektriklenince, neşredeceği tahrip edici şimşekler âlemi bir anda zelzeleye çevirir. Elinden çıkan bir mermiyle memleketler harap olur; ağzından çıkan iki kelimeyle
1000Kitap