1998 de yazılmış lakin okunduğunda günümüzde yaşanan birçok olayı yeniden yaşıyormuş gibi bir dajavu yaşatacak. Yıllardır ölümün hâlâ hüküm sürdüğü ve belkide daha uzun yıllar hüküm süreceği dağlar ülkesi,değişmeyen ırkçılık,din,dil,kültür ve insan ayrımı.Sahi bu kitaptan daha doğru yıllardan bu yana hiç mi insan olmayı beceremedik,hiç mi empati kurmayı denenedik,hiç mi vicdanınıza kulak vermedik, ölümü Allah'a bırakmayı hiç mi düşünmedik?
Ve birgün bitecek mi tüm bunlar annelerin dilindeki hawar çığlıkları ve feryatları dinecek mi,dilinden dininden ırkından dolayı insanlar yargılanmayıp,eşit olmayı ve insanca yaşamayı becerebilecek mi,insan ruhunun zorla terbiye edilemeyeceğini,insanlara ölümle,zorbalıkla birşeyleri öğretemeyeceğimizi ve değiştiremeyeceğimizi ne zaman anlayıp kabul edecez.Hâsılı biz
İnsanlar insan olarak yaşamayı ne zaman öğrenebilecez?
"Ve sen hep erteledin gelişlerini. Bir gün ülkede herkes eşit olacak demek kadar boş bir vaat gibiydi sözlerin.Bu ülke de kimse eşit olmayacak ve sen hiç gelmeyeceksin şehrime. "
Mehmet Uzun bu şiirinde eşitlik ve adaletin olacağı inancına dair umudunu çoktan kesmiş belliki.Oysa kitabın 158.inci sayfasında "Ölüm hiçbir zaman çare değil.Yokoluştur ölüm,yok olmak ne zaman çare oldu ki?Tek çare hayattır,en kötüsü,en çaresizi bile çaredir unutma.Çünkü UMUT vardır hayatta,her koşulda hayat UMUT taşır içinde." nasılda güzel umut aşılıyordu bizlere.Herşeye umudu olan adamın eşitliğe dair bir umudu yoktu belli ki yahut kaybettirilmişti ona bu inanç.
Kitapla ilgili spoiler vermekten kaçınarak birkaç birşey söylemek istiyorum;Mehmet Uzun'un hep okuyacam deyip okumayı sürekli ertelediğim ve Mehmet Uzun'un okuyacağım ilk kitabı olacaktı bu kitap.Kitabin sonu başta verilmesine rağmen kitabın devamı sonundan daha heyecanlı ve