Məhəmməd İmanov

Abid kişi durumlarını bilmediği kişilere karşı kibirlenmemelidir. Çünkü böyle kişilerin günahları kendisinden daha az, ibadetleri kendisinden daha fazla, Allah'ı kendisinden daha çok seviyor olmaları ihtimal dahilindedir. Yaşantılarını bildiği, günahlara daldıklarından haberdar olduğu kişilere karşı da kibirlenmemelidir. Çünkü ömrünün geri kalan kısmında kendisinin de bu tür günah belalarına fazlasıyla müptela olabileceğini hatırlamalıdır. Onun günahı benden fazladır dememelidir. Zira ömür boyu ne kendisinin, ne de muhatabının günahlarını sayacak durumu yoktur ki çokluğu tespit edebilsin. Evet, sen muhatabının sözgelimi öldürme, şarap içme ve zina yapma gibi fiillerini gördüğün için onun günahlarının daha ağır olduğunu bilebilirsin. Bununla birlikte yine ona karşı kibirlenmen gerekmez. Çünkü gönüllerin kibir, haset, riya, kin, bâtıl düşünceler, Allah'ın sıfatları hakkında vesveseye düşmek, hatalı hayallere saplanmak gibi günahlar Allah katında büyük suçlardır. Muhtemelen senin iç dünyanda bu tür günahlar cirit atmakla Allah nezdinde gazaba uğramış biri olabilirsin. Halbuki fiskı ortada, aleni olarak günahlar işleyen kişi senin yoksun bulunduğun Allah için sevme, ihlas sahibi olma, korku, saygı ve haşyet duyma gibi gönül ibadetlerine sahip olduğu için Allah bu sayede günahlarını örtebilir, kıyamet günü perde açıldığında onun senden kat kat üstün dereceleri ihraz ettiğini görebilirsin. Bu mümkündür. Eğer kendine acıyor, kendine karşı şefkat hisleri besliyorsan aleyhinde olabilecek uzak ihtimalleri olabilir diye yakın gör, başkaları hakkındaki mümkünler üzerinde değil kendi hakkındaki olası tehlikeler üzerinde kafa yor. Çünkü kimse kimsenin günahını yüklenmez. Başkasının azabı senin azabını yeğnikleştirmez. Bu tehlike üzerinde fikir jimnastikleri yaptığında kibirlenmek
Sayfa 830 - III cilt·Kitabı okuyor
Din
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Soru: Bütün bu şartlar altında nasıl öfkelenebilirim? Allah için nasıl kızabilirim? Cevap: Senin görevin efendin için kızmaktır. O sana kendisi için kızmanı emretmiştir, kendi nefsin için kızmanı buyurmamıştır. Sen öfkelenir iken kendini kurtuluş beratını eline almış, muhatabını da gayyaya yuvarlanmış olarak görmeyeceksin! Bilakis gizli günahlarını dikkate alarak nefsin hakkındaki endişelerin, sonunun ne olacağını bilmediğinden dolayı kendi hesabına kaygıların çok daha fazla olacaktır. Allah için öfkelendiğin kişiyi kendinden aşağı görmenin, kendini ondan üstün biri olarak değerlendirmenin, Allah için kızmanın zaruri bir neticesi olmadığını anlayabilmen için meseleyi sana bir örnekle açıklayayım: Sözgelimi kralın gözbebeği gibi sevdiği bir çocuğu vardır. Bir köleyi çocuğuna bakmakla, eğitimiyle meşgul olmakla görevlendirerek edebe aykırı davranışlarda bulunduğunda kendisini dövebileceğini de söylemiştir. Şimdi bu köle gerçekten efendisini seviyorsa, gerçekten ona bağlı ise çocuğu terbiyesizlik yaptığında ona kızması ve gerekli uyarılarda bulunması kaçınılmazdır. Çocuğa kızdığında kendisi için değil efendisi için kızmaktadır: Çünkü kızmasını kendisine o emretmiştir. Efendisinin emirlerine yapışarak kendisine daha fazla yaklaşmaya, efendisinin gönlünü daha fazla kazanmaya çalışır. Zira çocuk efendisinin hoş karşılamadığı davranışlar sergilemektedir. Şimdi bu köle çocuğu döverken ona karşı büyüklendiği için dövmez, bilakis çocuğun efendisi yanındaki değerini bildiğinden ona tevazu bile gösterir. Çünkü çocuk efendisi yanında kendisinden hiç kuşkusuz çok çok değerlidir. Binaenaleyh kibirlenmek ve tevazu göstermemek gazaplanmanın zaruri bir neticesi değildir. Sen de bid'atçı ve fâsıka böyle bakabilir, muhtemelen bunların ezelde kendileri için takdir edilen imandan
Sayfa 828 - III cilt·Kitabı okuyor
Din
Öyle ise kul kimseye karşı büyüklük taslamamalıdır. Hatta cahil birine baktığında: "Bu cahil olduğu için Allah'a isyan etmekte, halbuki ben bile bile isyanda bulunmaktayım, bunun mazereti daha geçerlidir" demeli; âlim birine baktığında da: "Bu benim bilmediklerimi biliyor, ben nasıl onun gibi olabilirim?" diye düşünmeli; kendisinden yaşlı birisine baktığında: "Bu benden önce Allah'a ibadet etmiş, ben nasıl onun seviyesine ulaşabilirim" diye içinden geçirmeli; kendinden küçük birine baktığında: "Ben bundan önce Allah'a isyan ettim, ben nasıl onun gibi olabilirim?" demeli; bir kâfir veya bir bid'atçıya karşı kibir dürtüleri kabardığında: "Nereden bilebilirim belki bunun sonu iyi, benimki kötü olabilir, o benim şu anda bulunduğum konuma gelebilir, çünkü doğru yolda devam edeceğimin garantisi yoktur, hidayete girmem benim elimde olmadığı gibi bunun devamını temin de benim elimde değildir" diye düşünmelidir. İşte kişi sonunu düşünmek suretiyle nefsinden kibri yok edebilir. Bütün bunları temin etmenin yolu da mükemmelliğin âhiret mutluluğunda, Allah'a yakın bulunmakta olduğunu, yoksa sürekliliği olmayan dünyevî imkanlarda olmadığını bilmesiyle mümkündür. Yeminle söylüyorum bu tehlike kibirlenenle kendisine karşı kibirlenilenin müşterek dertleridir. Ancak herkes kendi derdine bakmalı, kendi kalbiyle meşgul olmalı, yüreğini akıbet endişesiyle, kaygısıyla uğraştırmalıdır. Çünkü şefkatlinin yüreği sû-i zanla tutuşmuştur. Her insan kendi nefsine şefkat göstermelidir. Sözgelimi bir cinayetten dolayı zindana tıkanmış ve boyunlarının vurulacağı bildirilmiş bir grubun birbirlerine karşı kibirlenmeleri düşünülemez, herkes kendi derdiyle meşgul olduğundan başkasının derdiyle ilgilenemez.
Sayfa 827 - III cilt·Kitabı okuyor
Din
Zenginlik ve çok malla övünmenin manasızlığı:
Nasıl böyle olmasın ki, sözgelimi zenginliğiyle övünen bir Müslüman biraz düşünse Yahudiler arasında kendisinden çok daha zengin, kendisinden kat kat üstün servetlere sahip bulunanlar olduğunu görecektir. Yahudinin seni solladığı bir şeref varsın olmaz olsun! Hırsızın bir anda alıp sahibini zelil düşürdüğü şerefe yuh olsun! Bunlar kendi zatında olmayan sebeplerdir. Kendi zatında olan sebeplerin varlıkları devam etmeyeceği gibi âhirette de veballeri vardır. Bu bakımdan böyle şeylerle övünmek koyu cahilliktir. Senin elinde olmayan şey senin değildir. Yukarıda işaret edilenlerin hiçbiri senin elinde değildir, hepsi onları sana hibede bulunanın elindedir. Bırakırsa sende kalırlar, bırakmazsa elinden giderler. Sen elinde hiçbir şey bulunmayan bir kölesin. Bu gerçekleri bilenin kibrinin yok olacağı muhakkaktır. Konuyu bir misalle somutlaştıralım. Bir kişi kuvveti, güzelliği, malı, özgürlüğü, bağımsızlığı, geniş konakları, çeşit çeşit atları ve köleleri olup bunlarla kurum satarken iki âdil şahid ortaya çıkarak âdil bir hâkimin huzurunda: "Bu adam köledir, anası ve babası falancanın kölesiydi" diye tanıklık yapmaları hakimin bu doğrultuda karar vermesi üzerine efendisi gelip kendisini ve elindeki tüm malını aldığı köleliğini gizleyen kişinin durumunu andırır. Şimdi bu köle elindeki malın asıl sahibini aramadığı, malların hukukunu gözetmediği için cezaya çarptırılacağından korkmaya başlar. Derken kendisini yılanların, akreplerin ve çeşitli haşeratın kuşattığı bir mekânda hapsedildiğini, her an bunlardan birisinin saldırısına maruz kalabileceği korkularına kapılır. Artık ne nefsine, ne de malına maliktir, kurtuluş yolu bulamaz. Şimdi durumu bu olan gücüyle, servetiyle, mükemmelliğiyle, imkânlarıyla mı övünür yoksa nefsini horlayıp boyun mu büker? Basiretli her akıl
Sayfa 822 - III cilt·Kitabı okuyor
Hayata Dair
Güzellikle övünmenin manasızlığı:
Güzellikle kibirlenmeyi tedavi etmenin yolu şudur: Kişi hayvanlar gibi dış görünümü değil de akıllı kişiler gibi iç görünüme bakmalıdır. İç dünyasına baktığında güzellikle övünmesini bulandıracak çirkinlikleri hemen görüverir. Çünkü o pisliklerden yaratılmış ve vücudunun her noktasına iğrenç nesneler tevzi edilmiştir. Sözgelimi bağırsaklarında pislik, mesanesinde sidik, burnunda sümük, ağzında tükürük, kulaklarında kir, damarlarında kan, derisinin altında sarı su, koltuklarının altında kıllar vardır. Her gün bir veya iki kere eliyle pisliğini yıkar, yine her gün, içini boşaltmak için bir iki defa bakmağa yanaşmadığı, tiksindiği pisliklerini boşaltmak üzere tuvalete gider. Bütün bunları Dünya yaşamında ne kadar hor ve ne kadar pisliklere bulandığını algılayabilmesi içindir.
Sayfa 821 - III cilt·Kitabı okuyor
Din