REİS BEY — Annelerinizi düşünün! Yüreği yufka komşu hediyesi börekten, en hatırlı parçayı bir gazeteye sarmış, zindan kapısında sıra bekleyen, göz yaşının kudretini, demiri eritecek bir kezzap haline getiren annelerinizi düşünün!.. Ağlamayı öğrenin!...
(Katil elleriyle yüzünü kapayarak hüngür hüngür ağlamaya başlar... Herkes taş...)
REİS BEY — Ağlayın, çocuklar!.. Mazlumun, kendinde kıyılana, zalimin de kendinde kıydığına ağlayın! Mazlumun hesabı görülür; ya zalimin kaybettiği?.. Göz yaşına ulaşılmadıkça ele geçmez. Zalime daha çok ağlayın, çocuklar; zalimde beni ve kendinizi görün, ona daha çok ağlayın! Bir gözyaşı çetesi kurun, beni Reis seçin; ve insanlara göz yaşını öğretinceye kadar delik deşik edin onları bıçaklarınızla, kurşunlarınızla.. (Elini cebine götürerek bıçakları işaret eder.) Ama bu bıçaklarla değil, ıslak kirpiklerinizle... Bıçaklarınızı size, tavuk kesemez hale geldiğiniz zaman geri vereceğim. Duygunuz körleşecek olursa, sivri uçlarını hafifçe parmağınıza batırıp göz yaşını hatırlarsanız.
(Sükût... Kaatil hıçkıra hıçkıra sarsılıyor.)
REİS BEY — (Katile) Ağla, sevgili oğlum, kaatil, doya doya ağla ve tüy gibi hafifle!.. Senin yirmi beş yaşında bulduğunu, ben altmış beş yaşında aramaya başlıyorum. İşte aramızdaki fark!
Ne kadar ağlamalıyım ki, durmadan altmış beş sene göz yaşı dökmüş olayım?.. Çaresiz, sonsuzluk boyunca çaresiz.. (Ortaya) Gözümün önünde korkunç bir kaynaşma meydanı peydahlanıyor.. Çocuklar ağlaşıyor, anneler koşuşuyor... Her taraftan, anne, oğlum diye çığlıklar geliyor...
(Kümede sessiz sessiz ağlayan, eliyle yüzünü örten birkaç kişi daha.. Kumarhane Garsonu arkasını döner. Uzun durak... Birden ve uzun bir ıslık...)