Ellerinde sinir hapları, su şişeleri, poşetler ve bayatlamaya yüz tutmuş günlük gazeteler. Herkes leblebi yer gibi sinir hapı atıyor ağzına, herkes gazetelerin birinci sayfasında pıhtılaşan kanlara göz ucuyla bakıp bakıp susuyor ve herkes adımını ileriye değil de, kendi içine doğru atıyor.
... oysa ben çirkinliğin bile zedelenmesine razı değilim, hayır bu ilişki bahçıvanını eğiten vahşî bir bahçe gibi kendiliğinden gelişmeli, diyordum kendi kendime.
Çok eski, Orta Asya, Horasan bozkırı, yüzbin yıllık, büyük maceralar, binlerce yüz binlerce maceralar, sevinçler sesi. Mert alçakgönüllü, sevgi dolu, dost, üzgün, kötülük bilmeyen, insanca bir gelenek...Bütün belaların üstesinden gelen bir mutlu dünyanın sesi... İnsan soyunun kendi kendine, sularla dağlarla, seslerle, ağıtlarla, ulu yıldızlarla oluşturduğu, doğayı iliklerine kadar bellemiş, kavramış, sevmiş onu bir parça dost bilmiş gelenek olmuş sesi... Türküsü, insanın insana davranışının en incesi...