seni görmeden, sesini duymadan, elinin sıcaklığını avucumda hissetmeden yaşamak anlamsız. Hem de senin kullandığın, elini değdirdiğin eşyalar arasında..
cayır cayır yanan çölden sonra irem bağı havuzlarında ferah günlerim, seninle dopdolu. her yerde aklımda sen varsın. sensizlik benim en büyük hastalığım. yakaladı mı perişan ediyor.
sana, sevgine layık olamamaktan korkuyorum. sen bu şartlarda nasıl oluyor da beni seviyorsun? bir sürü gereksiz söz ettim, canını sıktım, değil mi sevgilim? seni, sıcaklığını, yumuşaklığını öyle özledim ki, sanki kırk yıldır hasretim. kendimi öylesine yalnız ve terk edilmiş hissediyorum ki, şu 15-20 gün nasıl geçecek bilmiyorum. senin orada yapayalnız olman o kadar üzüyor ki beni. kavuşacağımız günü heyecandan titreyerek bekliyorum. sanki kötü bir rüyadayım ve sana kavuştuğum zaman uyanacağım. seni çok ve çok özledim. hasretle, özlemle, seni dünyada her şeyden çok seviyorum.
belki saçlarını kurutuyor, belki de sadece tarıyordu, küçük masum bir eylemdi bu. ama o masum hareket, genç adamın gözünde bir tablo gibiydi..hiçbir zaman göndermeye cesaret edemediği mektuplar, sevda şiirleri yazıp duruyordu. kağıtlar dolusu, yırtılıp atılan hayallerdi bunlar. her satır bir umutsuzluğun, her yırtılan kağıt bir yenilginin kanıtıydı.