Sitare

Sitare
@maiveyesil
Matematik öğretmeni
Marmara Üniversitesi
İstanbul
126 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·741 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 13:37
Bir inceleme yazmak istiyordum fırsatım olmadı. Aklımda kaldığı kadarıyla yazacağım.. William adında Fransisken bir rahip var. Daha doğrusu eskiden sorgucu imiş. Bu adam mantığıyla hareket eden, doğru, dürüst ve akılcı biri. Onun bir de çömezi var adı Adso. Bunlar Benedicten manastırına çağrılıyorlar. Aslında tarikatların uzlaşması için dense de asıl amaç manastırda biri ölmüş. Nasıl ve kim tarafından yapıldığı bilinmiyor. Baş rahip onu bulmasını ve dolayısıyla kilisenin ve kendi itibarının düzelmesini istiyor. William ve çömezi kilisedeyken başka cinayetler de olunca bu işe öncelik veriyorlar. Ve durumun kilisenin çatısındaki kütüphaneyle ilgili olduğunu anlıyorlar. Kütüphane dediğime bakmayın. Günümüzdeki gibi değil. Çoğu eser okunmak için değil okunmamak için tutuluyor orada. Yasaklı yani. Çağlar değişse de zihniyetler ne kadar da benziyor değil mi!? Ölümler aslında basit nedenlerle olsa da kehanetlere dayandırılıyor ve din adıyla insanlar korkutuluyordu. Şaşırdık mı, hayır. Ama tabi ki ölümler Aristo'nun gülmek üzerine yazdığı kitapla ilgiliydi. Kitaba değen bir şekilde ölüyordu. Aristo neden önemli? Çünkü Aristo kilisenin gücü eline almasını sağlayan dindar biri aslında. Gülmek ise dini kitaplarında yasak kabul ediliyor {İsa hiç gülmemiş çünkü} hatta gülmenin yüz şeklini bile bozduğu söyleniyor. Eğer bu kadar etkili bir adamın gülmekle ilgili sözleri duyulursa kilisenin gücü azalır, kimseyi korkutamadıkları için kilise biter dolayısıyla kendileri de biterler. Koca bir YAZIK! Koskoca kilisenin itibarı bir kitaba bağlıysa zaten YAZIK! Tabi ki William kütüphanenin labirentini de olayları da çözer. Bunun olacağını bilen ve cinayetlerin de sorumlusu olan kör ve yaşlı rahip Burgoslu Jorge en sonunda kitabı da manastırı da yakar. Kurdukları düzen bozulmasın diye
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 198715,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Hayatım hayatımın romanıdır." dedi ve gitti....
8/10
·724 syf.··
2026 8. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 18:47
Selim Işık.... Herkesi anlayabilen, eleştirmeden varlığını kabul edebilen, ince, kibar, zeki ve (mecburen) esprili biri. Ama tüm bu güzel özelliklerine rağmen diğerleri gibi olamadığı için kötü eleştirilere, alaylara maruz kalmış. Normal biri olsa pek de umursamaz ama Selim gibiler her şeyi kafalarına takar; her davranış, her söz altında bir ima ararlar. Pek de haksız sayılmazlar. Çünkü normal dediğimiz insanlar herkesi kendi gibi (en azından bazı şeylerde) sahtekar sandığı için Selim gibiler onlara fazla abartılı, yapmacık gelecektir. Selim ölmek istemiyordu aslında. Hayatı, yaşamayı, bir şeyler yapmayı, birilerine yardım etmeyi çok seviyordu. Ama çok idealist bir yapısı vardı. İlk yalanda susmalı insan diyordu mesela... Ben okurken neden bu kadar korkak olduğunu düşündüm. Ama ilk düğme yanlış iliklenince gerisi doğru olamıyor misali o da kendini anlatmayı hiç istemedi. O, anlatmadan anlaşılmak istedi. Tıpkı kendi yaptığı gibi... Gerçekten zor bir hayat... Tercih edilmiş bir yalnızlık gibi görünse de yalnızlığa da mahkum edilmiş hayat... Her ne kadar yaşarken belki kimseyi üzmek istemediği için korkak olsa da ölürken çok cesurdu.... Ne yazık ki :( Turgut Özben; Selim'in hayata tutunanı gibi görünse de o da bir tutunamayan aslında. Yaşarken arkadaşına sahip çıkamadığı, içinden ona karşı iyi olmak geldiği halde diğerlerine uyup onlar gibi yüzeysel davrandığı için çok pişman olup öldükten sonra anılarına sahip çıkıyor. Kitapta; Turgut'un kafası karıştıkça yani Olric'le konuşmaya başladıkça yazım yanlışları, noktalama işaretlerinde azalma görülüyor. Kendi kendine konuşmalar anlaşılıyor ama noktalama işaretlerinin olmaması okumayı zorlaştırıyor gerçekten. Kitabı çok sevdim. Selim'i normal hayatta yaşarken görsem ilk etapta ona nasıl bakardım çok merak ettim. Ne
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,8bin okunma
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Kitapta yabancı ifadeler, cümleler vardı bu benim açımdan okumayı biraz zorlaştırdı. Bir de resimli bölümleri ayırmış yazar ama keşke bahsettiği yere resmi ekleseymiş daha anlamlı olurmuş. Yine de okuması keyifli bir kitaptı. *Kapitalizmin doğuşuna Protestan mezhebinin neden olması beni şaşırttı. (Protestanlar işinde çok titiz, iş disiplini olan insanlarmış.) *Devşirme sistemi, bize hep halkın çocuklarını devşirme olarak vermek isteği söylenmişti ama çoğu aile bunu zorunluluktan yapmış. İsteyerek gidenler çocuklarını isteyerek verenler de illa ki olmuştur. *İstanbul'un fethi için peygamber efendimizin hadisinin olup olmaması hakkında da net bilgi olmamakla birlikte böyle bir hadisin olmamasının daha doğru olduğu yazılmıştı. Öyle bir hadis olsaydı sahabeler de İstanbul'a fethe çıkmak isterlerdi ve gaybı yalnızca Allah bilir ifadeleri çok mantıklı geldi. (İstanbul elbet bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne iyi bir komutan, onu fetheden ordu ne iyi bir ordudur.) *Roma fethedilseydi Osmanlı çok daha iyi olurdu ifadeleri dönemin coğrafi şartları, lojistik durumlar gibi nedenlerle fethetsek bile elimizde tutamayacağımızı yazmış yazar. *Coğrafi keşiflere katılmama sebebimiz olarak da ihtiyacımızın olmadığını çünkü zaten o dönemde Osmanlı, elinin altında pek çok zenginliği ve ticaret yollarını barındırıyordu. *Peki Osmanlı bu kadar ileri durumdayken nasıl böyle geri kaldı sorusuna ise Osmanlı geri kalmadı Avrupa ileri gitti diyor. Sanayi devrimi, üretimin, eğitimin artmasıyla Avrupa çok ileri gitmiş. Osmanlı ise geleneksel olarak kalmaya devam etmiştir.
Bunu Herkes BilirEmrah Safa Gürkan · Kronik Kitap · 20204,413 okunma
Puan vermedi·311 syf.··
2026 5. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 21:08
Sodom ve Gomore Lut peygamber döneminde yaptıkları türlü ahlaksızlıklarla gazaba uğramış şehirler. Yazar kitaba bu başlığı vermiş çünkü esir şehirde bazı aydın kesimde yaşanılan durumların bu ahlaksızlıklardan pek de farklı olmadığını görmüş. Daha önce Kemal Tahir'in bu dönemleri anlatan üçlemesini okumuştum. Orada farklı bir manzara çizilmişti. Bu kitapta ise bambaşka bir manzara var. Okurken şaşırdım, kızdım olamaz dedim ama o dönemleri yaşamış bir yazar olarak anlatmak istemiştir tabi ki. Kendini elit, aydın sanan bir kesim insan topluluğu mandacılığı kabul etmekle kalmamış rahatlarını dahi hiç bozmadan batının maddi zevklerini yaşamak isterken manevi olarak da tam bir çöküşün içerisine girmişler. Ama yaptıkları şeyin idrakında bile değiller. Pisliğe alışmış insanlar yaptıklarının pis bir şey olduğunu anlamaz cinsinden çamurda oynadıkça batmışlar. Anlatılanların İstanbul topraklarında yaşandığına çok şaşırdım sanki batı tarzında bir film izliyormuşum gibi geldi ve çok üzüldüm. İmanıyla, vatan sevgisiyle düşmanı yenen bizim atalarımız olmasa durumumuz nice olurdu düşünmeden edemedim. Ruhları şad mekanları cennet olsun inşallah. Kitapta batının ahlaksızlıklarına bulaşan sultanlar, evli-bekar kadınlar, evli-bekar adamlar, pislikleri arşı alayı aşmış nice insan kılığında sapkınlar vardı. İngilizler her zamanki gibi soğuk, tembel ve ağır bir millet olarak tasvir edilmişti; Amerikalılar laubali, şımarık ve sırnaşık, Fransızlar ise burnu havada. Leyla'ya üzüldüm ama yaptıklarına bir anlam da veremedim. Necdet sözde vatan sevdalısı ama iş icraata gelince korkak bir delikanlı. Necdet'in arkadaşı Dr Cemil Kami bir tek o ne yaptığını bilen ve vatanı uğruna elini taşın altına koyan biriydi.
Sodom ve GomoreYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20246,7bin okunma
8/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 20:27
Adı Numan ama biz onu Hacı Bayram Veli olarak tanıyoruz. Gülçiçek adlı bir kıza olan ilk görüşte aşkı ona Allah aşkının kapısını araladı. Meczup Ali amcası başından beri onun bir veli olacağını biliyor bazen kırılsa da sabırla o günleri görmeyi bekliyordu. Numan küçük yaşından itibaren keskin zekası, ağırbaşlılığı, öğrenme ve öğretme aşkıyla dikkat çekiyordu. Çok iyi, ünlü bir müderris oldu. Ali amcasının çok istediği veli olmak için ilminin tam olmasını istiyordu. Bir gün bir davet aldı Kayseri'den Şeyh Hamidüddin Hazretleri onu dergahına çağırıyordu. Davete icabet gerek diyerek yola çıktı ve böylece Numan'ın Hacı Bayram olma yolu açıldı. Şeyh Hamit ona üç ilmi birden öğretti: Ebrehiyye, Nakşiyye ve Halvetiye. Şeyh Hamit vefat ederken müridi Hacı Bayram'a bu iç ilmi birleştirerek Bayramiyye Tarikatın kurmasını vasiyet etti. Böylece Hacı Bayram Ankara'ya gidip bir tekke buldu ve tarikatını kurdu ve mürşidlerini yetiştirmeye başladı. Emine Işınsu'nun kadınlarla ilgili anlattığı şeyler hoşuma gitti. Kadınların da tekkeye kabul edilmesi hatta isteyenlerin halvete (karanlıkta çok az yemek yiyerek çok az uyuyarak sadece zikir çekmek) girmesi, at binebilmeleri... Gibi şeyler çok hoşuma gitti. Bir kişiye sorgusuz sualsiz bağlanmak fikri bana hala çok garip geliyor. Kitapta bunu baya işlemiş. Şeyhin her dediğinin sorgusuz yapılması, onun bir dediğinin iki edilmemesi, onun gözüyle görmek, onun kalbiyle hissetmek... çok garip. Ama bunlar nefsi küçültüp gönlün hikmetlerini açılmasına ve Allah aşkının artmasına neden oluyormuş. Herkesin işi değil yani, hele ki bu devirde... Güzel kitaptı, okuması keyifliydi..
Hacı BayramEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 2012348 okunma