Sonunun nasıl olacağını önceden düşünmüştün. Cesedinin öldükten hemen sonra bulunabileceği biçimde tasarlamıştın senaryoyu. Unutulmuş bir munzevininki gibi günlerce bir köşede kalıp çürümesini, ama oldukten sonra kokuşmuş halde bulunmasını istememiştin. Canlı bedenine sert davrandın ama öldükten sonra onu bulduklarında senin ona verdiğinden başka zarar görmesini istemedin. Cesedin karınla onu taşıyacak insanların karşısına öngördüğün biçimde çıksın diye elinden geleni yaptın.
Her sabah umutla uyanmak. Gune kucuk de olsa bir umutla baslamak. Gunlerim ruhumu yamayarak geciyor. Anlam surekli eksiliyor; geride kapkara, cirkin delikler birakiyor ve onlari neyle kapatacagimi bilmiyorum. Kimbilir, belki de yaslanmak boyle birsey. Simdilerde yas almak diyorlar, nefret ediyorum. Hic kimse kendini kandirmasin, yas almiyoruz, kalan yaslarimizi birer birer veriyoruz.
Çabaladı. Ama bazen gözleri sadece kartalları görüyormuş da bana bakmayı unutuyormuş gibi geliyordu. 60 yaşına bastığı zamanı hatırlıyorum, ona bir pasta götürmüştüm. Ilk kez o zaman aramızda gerçek bir sohbet geçti, hayattaki en önemli şey ne sence diye sordum; biliyor musun ne dedi? "Ozgürlük." Bunu duymak beni gerçekten üzdü. Çünkü hayattaki en önemli şeyin ben olduğumu söyleyeceğini sanıyordum.
Havaya değip de bozulmasın diye salamura tenekelerinin üstüne taş koyarlar. O zaman düşünmemiştim sanıyorum. Ama galiba taşı kaldırılmış bir peynir tenekesiydim.