Sonsuza Kadar
Sonlu olan biz faniler için sonsuzluğu kavramak zor. Gündüzün gecenin aldığımız nefesin canlı olan her şeyin bir sonu var. Bu dünyada zaman diye bir şey var. Ben hala aklıma oturtamıyorum sonsuzluğu:) Hal böyle olunca insan Ahirette ne yapıcaz diye düşünüyor sonsuza kadar. Cehennem tamam sonsuz azap peki ya cennet. Irmaklar meyveler tarlalar tamam ama sonsuzluğun yanında hala bunlar zihnimdeki boşlukları doldurmuyordu. Sanırım bizim en büyük ödülümüz Allah ın katında onun çehresinde sevdiklerimizle sonsuza kadar bulunmak olucak. Öyle ki sevdiğiniz bir insanla deniz kenarında oturduğunuzu hayal edin sanki sonsuza kadar onunla orada huzur dolu oturabilirsiniz bir eyleme maddeler ihtiyacınız yokmuş gibi. Bir de bunu Rabbin huzurunda çehresinde olduğunu düşününce boşluklar doluyor. Bu bir farkındalık meselesi kimini mal mülk huriler tatmin eder kimini Hakk ın varlığı. Rabbim tabi herkese hitap etmiş avama da arife de. Avam burda genel, ortalama manasında kötü bir mana içermez. Rabbim bizi farkındalığı yüksek olanlardan eylesin. Vesselam
Din
Denemevari yazılar part 3 :)
Anne ve baba olmaya karar vermek, sadece biyolojik bir süreç ya da toplumsal bir rolü üstlenmek olmamalı; bu karar, öncesinde derin bir farkındalık ve eğitim gerektirmelidir. Çünkü ne yazık ki günümüzde birçok ebeveyn, dünyaya getirdikleri çocukları kendilerine ait birer "mal" veya "mülk" gibi görme hatasına düşüyor. Onları birer emanet olarak kabul etmek yerine, çocuklarının mutlak sahibi olduklarına inanıyorlar. Bu sahiplik duygusu, beraberinde tehlikeli bir yanılgıyı getiriyor: Kendi geçmişlerinde gerçekleştiremedikleri hayalleri, yarım kalmış hedefleri çocuklarına yüklemek. Egolarını tatmin etmek için bir araç olarak görmek. Böylece evlatlar, koşulsuz sevilen birer birey olmak yerine, ebeveynlerin hırslarını tatmin edecek birer "proje" haline dönüştürülüyor. En acı olanı ise sevginin bir şarta bağlanmasıdır. Çocuklar, sadece ebeveynlerinin çizdiği sınırların içinde kaldıkları, onların istedikleri kalıplara girdikleri ve onların emirlerini uyguladıkları sürece seviliyor ve değer görüyorlar. Yani bir çocuk, ancak anne babasının aynası olduğu müddetçe kıymetli; kendi kimliğini kazanıp, kendi olmak istediğinde ise bir tehdit olarak algılanıyor ve karşısında büyük bir direnç buluyor. Anne babasının istediği yoldan giden çocuk "hayırlı evlat" ilan edilirken, kendi özgün yolunu çizmek, kendi kimliğini bulmak isteyen çocuk dışlanıyor. Bu anlayış üzerine hepimizin durup derinlemesine düşünmesi gerekiyor. Çocuklar, anne babalara üzerlerinde tahakküm kursunlar, onları birer köle gibi yönlendirsinler diye verilmedi. Onlar, bu dünyada kendi benzersiz hayatlarını yaşayabilsinler diye ebeveynlere teslim edilmiş birer emanettir. Anne babanın asıl görevi; çocuğun hayat yolunu zorla çizmek değil, o yolda yürürken ona doğru bir rol model olmak, onu tehlikelerden korumak ve güvenle
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Mal, mülk ve nimetler ne kadar rızıksa güzel ahlaklı, temiz kalpli insanlar da bir rızıktır. Rabbim, gönlümüze iyi gelen, varlığıyla huzur veren insanları çoğaltsın, rızkımızı bereketlendirsin, gönlümüzü güzel insanlarla zenginleştirsin ve bizi daima hayırlı kimselerle karşılaştırsın🤲🌷
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ يَقُولُ: «أَلَا إِنَّ الدُّنْيَا مَلْعُونَةٌ مَلْعُونٌ مَا فِيهَا إِلَّا ذِكْرَ اللَّهِ تَعَالَى وَمَا وَالاهُ ، وَعَالِماً وَمُتَعَلَّما». رَوَاهُ التَّرْمِذِيُّ . Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Rasûlullâh ﷺ'i şöyle buyururken işittim demiştir: "Uyanık olunuz! Şüphesiz dünya değersizdir. Dünyada olan mal mülk de kıymetsizdir. Ancak Allah Teâlâ'nın zikri ve O'na yaklaştıran şeylerle, öğretici ve öğrenici olmak başkadır." (Tirmizî, Zühd 14. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 3)
1000Kitap
Bayburtlu Konstantin Abiniz Olarak...
Bu hafta yine memlekette iki şeyi umutla bekledik: Birinin gelişini, bir diğerinin ise nihayet siktir olup gidişini... Yani üstümüze çöken o organize kasvetin, derdin, kederin bu topraklardan sökülüp atılmasını. Ah be canım memleketim; gidiyorsun, geliyorsun ama bıraktığın yerde tiyatro hep aynı, dekor hiç değişmiyor. Bir huzur, bir mutluluk sinyali yakalayalım diyoruz, tam o esnada sahneye bir başka arsızlık, bir başka sömürü dalgası fırlıyor. "Bir saniye Bahadır Beyciğim, siz şu vedayı bir neticelendirin, benim içeride kısa bir pisliği temizleme işim var, hemen döneceğim" kıvamında bir curcuna... Hatice ablamız çıkmış gelmiş, "Bacımı kim ortadan kaldırdı, kim kanını yerde bıraktı?" diye feryat ediyor. Şüphe okları doğrudan hanenin içine, o kirli ilişki ağlarına dönük: Gelinleri Güneş ve onunla gizli kapaklı işler çeviren, ailenin içindeki kuzen Fatih. "Ablam ölmeden önce aralarındaki o yozlaşmayı, o gizli oynaşmayı gözleriyle gördüğünü söyledi" diyor. Tam burada sistemin ve toplumun o ikiyüzlü ahlak duvarına şu soruyu vurmak gerekiyor: Peki, bu pislik dönerken o evin asıl reisi, yani yengenin kocası, o erkeklik taslayan figür tam olarak neredeydi? Yanıt tam bir taşra klasiği: "Ağzını dilini bağladılar, muskayı yedirdiler." Kendi acizliğini, kendi cehaletini ve korkaklığını büyüyle, muskayla aklamaya çalışan bu zihniyete bakınca, insan sormadan edemiyor: Yahu siz nasıl sefil, nasıl çürümüş, nasıl omurgasız hayatlar yaşıyorsunuz? Derken maliyenin başındaki o soğuk rasyonellik, Mehmet abimiz sahne alıyor. Bu ara evlerde rahat nefes almak, huzurla oturmak ne mümkün; kapılar tık tık çalınıyor. Büyük vurguncuların, ihale arsızlarının, milyarlık vergi borcu bir gecede silinen yandaşların peşini bırakanlar, bu kez üç kuruş kira alan küçük mülk sahiplerinin kapısına dayanmış.
Siyaset
Yalan dünya için boşa çaba sarf etmeyin kim Ne götürmüş herşey boş mal mülk hepsi kalmış dünyada tek gidecek olan ameller Mevlana doğru demiş dünya yalan gel birazda sen oyalan tek gidecek olan ameller ahlakımız Güzel olsun ✍️