Her doğan çocuk dünyaya tertemiz geliyor. Onu biz kirletiyoruz. Hırs ile, vahşetle, mal mülk derdi ile.
Sayfa 54·Kitabı okudu
1000Kitap
Peygamberler,ümmetlerine mal-mülk bırakmazlar; onların geride ümmetlerine bıraktıkları yegâne miras, ilimdir.
Reklam
Korkunç bir şey tutumluluğun bu ka­darı. Nemize yarayacak mal mülk, tadını çıkaracak güzel çağımız geçtikten sonra?
Sayfa 9 - İş Bankası Kültür Yayınları
Alıntı
Âmin.
Peygamber (a.s.) buyuruyor ki: “Mahşer zamanı Cenâb-ı Hak hitab edecek: “-Şu insanlar kendi nefsânî arzularını tatmin için neler sarfettilerse ortaya gelsin!.” Hanlar, hamamlar, ziynet eşyaları, banknot desteleri ortaya gelecek. Sonra yine hitab edecek: “-Benim rızamı kazanmak için neler sarfettilerse şimdi onlar gelsin!.” Bu sefer de eski ayakkabılar, eski elbiseler, bozuk paralar..ilh. ortaya gelecek. O zaman da Allah Teâlâ şöyle hitab edecek: “-Ey İnsanlar!.. Sizi ben yoktan var eyledim. Size el-ayak, vücûd sıhhat verdim. Ananızdan çıplak doğdunuz. Sonra size mal-mülk, evlâd-ü iyal verdim. Neyiniz varsa benim ikramım olduğu hâlde rızâmı kazanmak için şu basit ve sefil şeyleri , sarfetmeye mukabil kendi nefsânî arzularınızı tatmin için şu muhteşem ikramlarda bulundunuz! Şimdi hakkmızdaki hükmü siz kendiniz veriniz!” Peygamber (a.s.) buyuruyor ki: “-O zaman insanların hepsinin başı kucağına düşecek!” Cenâb-ı Hak, cömertliği böyle anlamaktan bütün ümmet-i Muhammed’i masun (korunmuş) buyursun.
Alıntı
Kapitalizmin gelişimi özel mülkiyetin sınırlarını da genişletmektedir. Bu eğilim ile birlikte tekelci rekabetin doğal sonuçlarından biri olan bilginin denetlenmesi (başka türlü satışa sunulamaz) birleşince "telif haklar" biçiminde bilginin mülk edinilmesine yol açmaktadır. Bilginin bu tarz mülk edinilmesi ve kitle iletişim araçları üzerindeki tekelci kontrol, aydınların sisteme entegrasyonunu artırmıştır. Bilginin geliştirilmesi için gerekli teknik olanakların tekellerin elinde olması, bu aletleri kullanarak gerçekleştirilen bilimsel buluşların mülk edinilmesinin de yolunu açmıştır. Böylece bilim adamı tekeller, tekelci sistem için çalışmak durumuna getirilmiştir. Bilginin mülk edinilmesi ile birlikte, bir tek sanat veya bilimsel eserin sahibini de küçük mülk sahibi haline getirir. Böyleleri giderek, daha çok para edecek, daha çok piyasa için üretim yapmaya başlarlar. Bu yolla bilim ve sanat adamları, bilimden ve sanattan uzaklaşarak, pazar için üretimin tüm özelliklerine uygun (ambalaj, reklam vb.) üretim yaparlar. Bu süreç, aydınların topluca, devlet için üretim yaptığı, ideolojinin üretildiği merkezlerde (Toplumla İlişkiler Başkanlığı, Üniversiteler, Gazeteler vb.) toplanmalarının yolunu açar. Böylece aydın, bazı ayrıcalıkları olan, ama burjuvazi için çarpışan "düşünce şövalyesi haline, tıpkı bir kiralık katil haline gelir. Bu tersi taraftan, işçi sınıfının çıkarlarının aydınlarca savunulmasını hem güçleştirir, zorlaştırır, hem de bu yolu seçen aydını militanlaştırarak sınıfla bütünleşme noktasına getirir. Bu noktada Gramsci'nin organik aydın tanımının önemi ortaya çıkmaktadır. Bu organiklik ise doğru biçimde ancak devrimci parti saflarında kurulabilir. Devrimci parti saflarında, örgüt disiplini altında gerçekleşmeyen bir organiklikten söz etmek, gerçekte işçi
Kur'an ya bir Arap tarafından, ya Arap olmayan biri tarafından, ya Hz. Muhammed tarafından veya Tanrı tarafından 'yazılmıştır. Argümanı şöyle özetleyebiliriz: 1. Kur'an edebî ve dilsel nitelikleriyle insanlığa meydan okur. 2. 7. asır Arapları, Kur'an'ın edebî nitelikleriyle yarışabilecek en kabiliyetli insanlardı. 3. 7. asır Arapları, Kur'an'ın hitabını aşan bir eser ortaya koymakta başarılı olamadılar 4. Alimler ve uzmanlar Kur'an'ın taklit edilemez bir 'kitap' olduğuna tanıklık ettiler. 5. İlmi/bilimsel olmayan tanıklıklar makul değildir, çünkü tesis edilmiş arka plan bilgisini reddetmişlerdir. 6. Dolayısıyla (1'den 5'e kadar olan maddelerden çıkarı-yoruz ki), Kur'an taklit edilemez, eşsizdir. 7. Kur'an'ın taklit edilemezliği; bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından, Hz. Muhammed Tanrı tarafından yazılmış olmasıyla açıklanabilir. veya 8. Bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından veya Hz. Muhammed tarafından yazılmış olamaz. Bunlara göre, en iyi açıklama Kur'an'ın Tanrı'dan gelmiş olmasıdır. (2. Maddenin açıklaması)Alim Taki Osmani , "belâgat ve hitabet onlar için bir can damarı idi" Şairlerin hayatlarını yazan ve 9. asırda yaşamış olan el-Cumâhi, "Şiir, Arapların bütün bilgilerinin birikimi ve sahip oldukları ilim ve irfanın en büyük pusulası idi; işlerine şiirle başlar ve şiirle bitirirlerdi. (... Arap kabi-lelerinden birinde bir şair yetiştiğinde, diğer kabileler tebrik etmek için gelirlerdi, şenlikler hazırlanır, kadınlar çalgıların etrafında düğünlerdeki gibi bir araya gelir, yaşlı ve genç erkekler de bu güzel haberin keyfini çıkarırlardı. Araplar iki halde bir-birlerini tebrik ederlerdi; iri bir çocuğun doğumunda, diğeri ise aralarından bir şair yetiştiğinde. 9. asır alimlerinden İbn Kuteybe, Arapların gözünden şiiri şöyle tarif
Sayfa 319·Kitabı okudu
Reklam
Reklam