Unuttular!
Kelimenin kabuğu ağızlarında kalmak şartıyla içini Unuttular!
Diye söyleniyor Necip Fazıl.Haklı da.
Evvelden yalnızca söylediklerimizin gelişi güzel ağızdan dökülen kelimeler olduğuna yanıyorduk.
Çok zaman geçti tabi.Kabuğu dahi kalmadı artık.Oradan, bir şeyleri içselleştirip mânasını kavramaktan çok uzağız.
Aradan geçen bu zaman birçok şey gibi dili ve ona anlam kazandırıp içini dolduran mânayıda alıp götürdü bizden.
Evvela bir dil devrimi.Sanırım suyun gözesini burası oluşturmakta.Dilin türkleşmesi adına, her şeyi kısaltma, hızlandırma amacı güderek kelimelerin ufaltılması parçalanması ve yok olması.
Malum hız çağında yaşıyorduk, daha gidilecek çok yolumuz ve yetişeceğimiz bir grup muasır devlet var idi.
Bu yüzdendir ki;
Sanayileşmenin olanca bir hızla yol aldığı devirde bizler geri kalmışlığın faturasını yüzyıllardır bu topraklarda yer etmiş dini ve kültürel temellere kestik.
Devamında fazlalık olan, bizleri çağ dışı bir karanlığa çeken birçok şeyin yanında, kelimeleride budamamız ve en yakın yerde sırtımızdan indirmemiz icap etti.
Budanan kelimeler yerine hakkıyla bir şey getiremeyince kelimenin kendisi gibi mânasıda tozlu raflar arasında kaybolup yitti.
Mânadan uzaklaşmamız, kelimenin kabuğundan daha derine inemeyişimiz.
Bir selamlaşmada, bir hâl hatır sormada belli ediyor kendini.Aynı tabağa kaşık saldığımız adamdan bir haber yaşadığımızı fark ettiğimizde anlıyoruz bunu.
Programlanmış bir hayvan gibi yalnızca görevini yerine getirmek amacı güdüyor sözde sohbetlerimiz.
Dilin birkaç bin kelimeye sıkıştırılıp içinin boşaltılması bizi sosyal hayatta lâl etmekle kalmaz.Aynı zamanda fikir ve düşünce dünyamızıda derinden sarsar ve iğdiş edilmiş bir hayvan misali kısır bir döngüye sürükler.
Bu kısır döngü bizi;
Akıl ve