berivan

bir kere daha anlıyorsun ki, mutluluk bir gün bu diyarlara bir gelirse, hiçbir yere gelmediği kadar güzel ve görkemli gelecek, alabildiğine bitirim, alabildiğine hergele, hem şakacı hem hüzünlü, aşk fısıltılarını ve ezan seslerini aynı hevesle bağrına basan, kudüm ve klarnet ritimleriyle coşup ayrılık şiirleriyle ağlayan, dağlarıyla, denizleriyle, ovalarıyla dans eden yepyeni, yeryüzünün hiç bilmediği, hiç bilemeyeceği bir mutluluk olacak bu. vahşeti en çok biz bildiğimiz için şefkati de en çok biz bileceğiz. kötülüklerle böylesine yaralandığımız için iyiliklere tenimizi en çok biz açacağız.
Reklam
piyanoya hala çivi çakıyorlar üstat'
mazlumlarla zalimler birbirine benziyor, hiçbir şeyi paylaşmaya yanaşmazken, zulmü utanç verici bir eşitlikle paylaşıyorlar. ...bana öyle geliyor ki biz o orta çağı hala sürdürüyoruz. hala insan bizim için önemli değil.
hangi ırktan, hangi renkten, hangi fikirden olurlarsa olsunlar, sonunda faşistlerin kahredici haykırışında buluşuyorlar: -yaşasın ölüm! hayatın korkakları, ölümün hayranlarısınız. kendi cinayetlerinizi size çok benzeyen rakiplerinizin cinayetleriyle aklamaya çalışıyorsunuz. bir cinayet bir başka cinayeti haklı gösterebilirmiş gibi.
kendi toplumumdan 'sanatı ve kadını' küçümsedikleri için koptum, güçsüzlüklerini böbürlenmelerin ardına saklamaya çalışan zavallıları, galibiyetlerde gösterdikleri düzeysiz sevinçleri, acılarını, vakarını yitirmiş seviyesiz bir gösteriye dönüştürmeleri ayırdı benim yolumu onlardan. bir komünist olan Mayakovski'nin, bir faşist olan Mişima'nın, bir serseri olan Yesenin'in ölümü seçmelerinde ortak nedenin, zekayı ve zarafeti küçümseyen kalabalıklara dayanamamaları olduğunu düşündüm. insanları düşünce farklılıklarının değil seviye farklılıklarının derin uçurumlarla ayırdığını fark ettim. ikiye çatlamış bir ruhla büyüdüm ben.
iktidarın ortada dolaşan adamları şatodakilerin kudretini ve bizim korkumuzu besleyerek büyütür. bizi yok eden şatonun gücü değildir, bizi yok eden kendi güçsüzlüğümüzdür. hayatımızın üzerine kapanan baskıyı öylesine korkunç kılan, bir karabasana çeviren, bütün kurtuluş yollarını kapatan, bizi çaresiz bırakan bizim o baskının bir parçası olmakta gösterdiğimiz ölümcül baş eğiştir. biri suçlandığında diğerlerinin onun suçlu olduğuna hemen inanmasıdır. hatta kendilerine bir suçlu gösterilmesini istekle beklemeleridir.
Reklam