Bence tıpkı rüya gören biri gibi o da o sırada uğraştığı işin baskısından fazlasını hissediyordu üzerinde;bu şimdinin çoktan geçip gitmiş bir şimdi olduğuna ve kendi sonuçlarını da çoktan doğurduğuna dair bir farkındalık yüzünden dikkati keskinleşmiş ama aynı zamanda dağılmıştı.Aslında bu günü yeniden yaşamak üzere buraya geri döndüğünü düşünmüş olmalı, çünkü bir şey tam da burada kaybolmuş ve unutulmuştu.
Kin, diken gibidir.Zor çıkar,acısı kalır,mühim bulunmaz ama batar ete, gömülür ve nedense umulmadık biçimde can yakar. Kin, devedikenine benzer.Bunu vücudun atması lazım gelir.İrin toplar, şişer,kızarır.Vücudunuz atacak sanırken,
aldatır sizi, en derinlerine iner devedikeni. Kin önce kalbe, sonra ruha yuvalanır.
..bir sığınmacı için Avrupa’nın barınılmazlığı, aslında her insanın ruhunun yaşadığı sürece ev sahipliği yapan kendi etten kılıfının barınmazlığıyla bir ilişki içine giriyor
Burada benim rolüm geri planda kalmak;bunun bir fedakarlık olduğu sanılmasın, çünkü bilinci 1960 ‘lı yılların Norveç’inin düşünce yapısıyla biçimlendirilmiş olan ben, kendi hayatımdaki en önemli ve en ciddi olguların baş kahramanlarının ben olmadığımı kabullenmekte hiç güçlük çekmiyorum.