10/10
·548 syf.··
2026 26. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 15:52
#KitapYorum #BanaBirResminiYolla #HidayetKarakuş #BilgiYayınevi #TarihiRoman Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Bilgi Yayınevi'nden çıkan, Hidayet Karakuş'a ait, "BANA BİR RESMİNİ YOLLA" isimli tarihi romanı tanıtmaya çalışacağım. Elimden hiç bırakmak istemediğim kitaplardan biri oldu "BANA BİR RESMİNİ YOLLA". Her sayfada kâh üzüldüm, kâh sevindim, bazen çağlayanlar gibi coştu yüreğim. Adım atmak, elimi uzatmaktı çok yerde dileğim. Yalvaçın Kurusarı köyünde Âşık Hasanla, Tahsinle yan yana yürüdüm. Köy odasında nazlı sazın nağmelerinde büyülendi tüm bildiklerim. Yanan, kızarmış bir bağırdan ses verdim. Duysunlardı, ben de vardım. Cumhuriyetin yeni ışıklarına koşmak, acıyan yaralara merhem olmaktı isteğim, çocuklarla el eleydim. Meğer ne çok şey vardı gizlide kalmış gönlümün havalandırılası çeyiz sandığında. Onlarla ağladım, güldüm, hüzünlerinde sonbahar sarısıydı sözlerim. Gözlerim çok uzaklarda İskilipli Hakkıdaydı, Mustafa Kemalin izindeydi tüm benliğim. Şimdi konu penceresinden esen, Kurusarının rüzgarında neler yaşanmış hep birlikte bakalım: Hidayet Karakuş'un 2024 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü alan "Bana Bir Resmini Yolla", Cumhuriyet'in ilk yıllarında, 1930'lu Türkiye'yi anlatan bir romandır. Eser, iki asker arkadaş olan Tahsin ile İsmail'in kışlada başlayan dostluğunu, daha sonra mektuplaşarak sürdürdükleri bu bağı merkeze alır. Tahsin, askerlik sonrası memleketine döner. Halk sağlığı için köy köy dolaşarak salgın hastalıklarla mücadele eder. Hikâye, bu mücadele sürecini, yoksulluğu, hastalıkları, o dönemin toplumsal sorunlarını; aynı zamanda Atatürk devrimlerinin köylere nasıl yansıdığını da gözler önüne serer. Bu dönemde ülke yokluk, sıkıntı içindedir. Savaş sonrası perişan bir ekonomi, halkın büyük bölümü köylerde yaşamakta, temel ihtiyaçlarla mücadele
Bana Bir Resmini YollaHidayet Karakuş · Bilgi Yayınevi · 202241 okunma
Gulyabani
6/10
·144 syf.··
2026 9. kitabı
Bu kitabı okurken gerçekten yer yer aşırı aşırı sıkıldım maniler diyaloglar vardı. Kesinlikle kötü bir kitap asla diyemem saygısızlık olur ama iyi bir kitap kategorisine de koyamam. O dönemin gerçekten bir konak yapısını, çalışan yapısını, çalışanların yalnız dul kadınları nasıl manipüle ettiğini, din adı altında nasıl insanların kullanıldığını, duyguların kullanıldığını çok güzel anlatıyor. Sadece anlatış şekli bu kitapta kullanılan yazım tarzı beni çok yordu, daha düz yazı şeklinde anlatılsaymış çok daha zevkli şekilde okurmuşum ama o dönemdeki kadın bakış açısının işte hizmetçilik, ev, konakta kalma, erkek kadın ilişkilerinin mükemmel derecede iyi anlatan bir kitap ya da siz o anlatış tarzı arasında bunları yakalayabiliyorsunuz öyle söyleyeyim. Ve okurken en çok dikkat çeken yerde İstanbul'un O günkü coğrafik durumu gerçekten bunu çok güzel anlıyorsunuz kitapta.
GulyabaniHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202517,9bin okunma
Reklam
10/10
·816 syf.··
Beğendi
·
2025 575. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2025 00:40
"EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNÂMESİ" Her kitap bir kapıdır derler. Bazı kitaplar vardır ki, açtığımızda bizi başka bir dünyaya götürmez; zamanda yolculuk yapmamızı da sağlar. Evliya Çelebi'nin seyahat etmesine sebep olan olay, gördüğü bir rüyadır. Kendi ifadesiyle, Mekke ve Medine gibi kutsal yerleri görme arzusuyla yanıp tutuşurken bir gece rüyasında kendisini Ahi Çelebi Camii'nde bulur. Rüyasında Hz. Muhammed'in elini öperken "Şefaat ya Resulallah" diyeceği yerde "Seyahat ya Resulallah" der. Hz. Peygamber de tebessüm ederek dualarla seyahatini kolaylaştırır. 1630 yılında gördüğü bu rüyayla yola koyulan Evliya Çelebi, hayatının kırk yılı aşkın bölümünü yollarda geçirir. 7 iklim, 18 padişahlık yeri, 256 büyük şehir ve 7062 kale… Bu rakamlar bile başlı başına bir destanın habercisidir aslında. Anadolu’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan İran’a, Mısır’dan Viyana’ya kadar uzanan dev bir coğrafyayı adım adım dolaşır. Gördüklerini, duyduklarını, şahitlik ettiklerini ise eşsiz bir üslupla kayda geçirir. Seyahatnâme, yalnızca bir gezi kitabı değildir. 17. yüzyılın kültür atlasıdır aynı zamanda. Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’nın derinliklerinden Nil boylarına, Kafkasya’dan İran’a, Anadolu’dan büyük Avrupa şehirlerine uzanan bu devasa coğrafya, Evliya Çelebi’nin kaleminde adeta bir tablo gibi canlanır. Han odaları, görkemli saraylar, ıssız kaleler ve kalabalık çarşılar… Her biri, onun eşsiz gözlem gücüyle ölümsüzleşir. Kırk yılı aşkın bir süre boyunca Osmanlı coğrafyasını adım adım arşınlayan bu büyük gezgin, sadece gördüklerini değil, şahitlik ettiği olayları, dinlediği hikâyeleri, karşılaştığı insanları da satırlarına taşımış. Ortaya çıkan ise ciltler dolusu bir dünya klasiği olmuştur. Tarih kitaplarını karıştırırken çoğu zaman kendimizi olayların soğuk bir dökümü içinde buluruz.
Edebiyat
Evliya Çelebi SeyahatnâmesiEvliya Çelebi · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 202528 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2026 38. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 14:43
Kitabın adı:Sevgili Arsız Ölüm Yazarın adı:Latife Tekin Sayfa sayısı:248 Aktaş ailesinin köyden kente göçünü yaşama çabalarını korkularını aile bireylerinin giderek yalnızlaşmasını yazmış. Yoksulların yaralı bilincini benzersiz bir şekilden yazmakla birlikte masallar türküler maniler ve halk hikayeleri ile örülmüş anlatımı nedeniyle büyülü Bir gerçekçilik akımına dahil edilmiş bir kitap.
Sevgili Arsız ÖlümLatife Tekin · Can Yayınları · 202410,8bin okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 10. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 00:22
𝗦𝗮𝗻𝗱𝗮𝗹𝗶𝗺 𝗴𝗲𝗹𝗶𝘆𝗼𝗿 𝘃𝗮𝗿𝗱𝗮 Yazarın dili oldukça sade, günlük hayattan öyküler var. Kitap 2 öyküden oluşmaktadır. İlk öykümüz kitabın da adı olan “Sandalım geliyor varda”, ikincisi ise “tekin olmayan kedi” isimli öykü. Sandalım geliyor varda, yazarın yaşadığı gerçek bir hikayeymiş. Yolcu taşıyan bir sandalcımız var. Eski İstanbul’u onunla birlikte geziniyor Haliç kıyılarında kürek çekiyoruz. Çeşitli yolcular bu sandala binip iniyorlar. Bir gün üç tane genç kız bu sandala biner, diğer yolcuların aksine sandalcının dikkatini çeker, sandalcı ilk başta yolcuları alma istemez çünkü acelesi vardır ve evde annesi beklemektedir. Ancak kızlar da acelelerinin olduğunu ve bi an önce evlerine gitmeleri gerektiğini söyleyince sandalcı üç genç kuzu alır ve yola koyulur. İlerledikçe kızlar ve sandalcı hoş sohbet ederler, sandalcıdan yolu uzatmasını isterler, o da biri hayli şaşırır ve akşam vaktinin geldiğini ve evlerine gitmelerinin gerektiğini söyler. Sandalcı maniler söyler kızlar ona bu manileri, okuduğu şiirleri nereden bildiğini sorar. Kızlar ve sandalcı daha çok gezmek şartıyla tekrar sözleşirler. İlk hikaye tam bitti derken ikinci bölümüne geçiyoruz aradan yıllar geçiyor ve sandalcı uzun zamandır haber alamadığı bu üç genç kızdan tesadüf eseri haber alıyor, ilk bölüme göre biraz daha hüzünlü bir bölümdü. İstanbul boğazında seyahat etmek insanı mutlu ediyor ilk öyküyü sevdim biraz daha uzun olabilirmiş gelelim ikinciye. Bu öyküyü okurken de eğleneceksiniz. Tekin olmayan kedi de ise kediden yaptıklarına şaşıracaksınız ve öykünün sonunda eminim güleceksiniz Türk edebiyatı klasiklerinden bir kitabı daha okumanın mutluluğunu yaşıyorum tek oturuşta okuyup bitireceğiniz bir kitap, herkese tavsiye ederim
Sandalım Geliyor VardaOsman Cemal Kaygılı · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025148 okunma
8/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 23:13
"Yokluğun gözü kör olsun, yokluğun ve cahilliğin!" Tozak köyü; kıyıda köşede kalmış, unutulmuş, kuraklığın hüküm sürdüğü, bin yamalı yoksul yorganı. Köyün Öğretmeni Rıza, köyün bu haline derman olmak için bir fikir atar ortaya. "Şu bizim Purluk var ya, bağ için birinci! Gözel bağ olur burası! " Kim inanır, taşlı kurak topraklardan bağ olacağına. Köylü boşa kürek çekmek istemez, olmayacak duaya amin demez. Demez ama Rıza'ya Muhtar Battal ve köyün delisi Kır Abbas destek olur. El ele verir, köylüyü ikna ederler. Hep bir elden yaşlısı, genci, çoluğu çocuğu bin bir emek verir ve bağlar olur. Köylünün yüzü nihayet gülmüştür. Bağ bozumu bir şenlik havasında geçer. Saçı yapılır, üzümler gelene gidene verilir. Bu sevinç çok uzun sürmez, bir gün köye bir cip gelir. Yıllar yılı kimsenin gelmediği bu köyde hükümetin çalışanını görmek köylüyü şaşırtır, tedirgin eder. Bir yandan da onları memnun etmek için ellerinden geleni yaparlar. Gelenler gider, gider ama sonrasında bir haber gelir köye kara bir haber. "Bağlar devletin hazine arazisinde yer aldığı için, derhal köylü bağları hükümete teslim etmelidir. " Tozaklılar bin bir emekle bugüne getirdikleri bağları verecek midir? Yoksa birlik olup bu düzene dur diyecek midir? Cevabı kitabımızda. Baykurt'tan okuduğum sekizinci kitap. Kalemini çok seviyorum, nasip olursa tüm kitaplarını okuma niyetindeyim. Baykurt, Köy Enstitüsü mezunudur ve her eserinde enstitülerin önemini aktarır. "Köyün bütün döllerini okutalım Abbas Emmi! Okuyalım ki içlerinden kafalı adamlar çıkıp bize sahip olsun!" Köy Enstitülerinin kapatılmasına da şu yorumu yapıyor yazar "Köylünün yanmasından korktular da eğitmenler, öğretmenlere düşman oldular. Halbuysam köylünün uyabmasından kime ne zarar gelir? Köylü uyanırsa yurda sahip olacak! Kötü bir iş mi?"
KaplumbağalarFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 20064,679 okunma
Reklam
Reklam