Hızla değişen dünyada, herkesin peşinden koştuğu idealler yorgun düşürüyor bizi. Sanki bir maraton koşucusu gibi sürekli ileriye, daha iyisine, daha fazlasına odaklanmamız bekleniyor. Fakat bu sürekli koşuşturma içinde kendimize dönüp "Bu benim istediğim hayat mı?" diye sormayı unutuyoruz. Kendi ayakkabılarımızı seçmek, hayatta karşımıza çıkacak en önemli özgürlük sınavıdır gerçekten de.
Programın, tıpkı şimdi salıncağın iplerini sık sıkı tuttuğum gibi, kolayca kavranabilir olması gerekir ki, salınımın ivmesi-ni almayı her seferinde daha iyi başarabileceğimi öğrenebile-yim. İş bıkmadan usanmadan alıştırma yapmaktadır, her sa-natın mahareti bundan doğar; küçük bir sanat olan yaşama sevinci mahareti de öyle. Çok sayıda alıştırma toplanınca, bir değişim hasıl eder. Her güne başlarken yapacağım birkaç da-kika jimnastik, zaten asla yerimden kalkıp da girişemeyece-ğim uzun koşudan daha değerlidir. Riyazet, büyük bir hede-fi kolayca halledilecek küçük aşamalara ve ufacık adımlara bölerek, ivme kazanmaya yardımcı olur. Minik porsiyonlar sonu gelmez ertelemelere, korkulan savsaklamaya manidir. O zaman insanın cesaretini kıran devasa bir görev dikilmez önünüzde, sadece idare edebileceğiniz küçük bir görev var-dır. Taşıyamayacağınız yüklerin altına girmek ise, gayretten geri durmaya yol açar. Her şeyi bir defada elde etmeyi iste-mek, çok geçmeden teslimiyeti getirir. Somut bir fikrin teşkil ettiği uzak bir hedefe doğru maraton koşarken, o hedefi gö-zünün önüne getirmenin faydası vardır fakat gereken adım-ları atmadan oraya varmış olmayı istemenin değil.
Sürekli alıştırmayla kabiliyeti geliştirme yöntemi, yaşama sevincinin temel unsuru olarak tadına varabilme melekesine de uyarlanabilir. Japon kültüründe olduğu gibi kendini bû-tün ayrıntıların tadına varmaya adamak, şüphesiz riyazetin en güzel biçimidir. Kahvenin ağaçtan fincana nasıl geldiğiyle ince ince ilgilenirsem, bu yaşam iksirinden daha fazlası na-sip olur bana. Nüanslara daha duyarlı ve daha hünerli olur-sam, zevki inceltir ve rutinin getirdiği körelmeyi azaltırım. Riyazetçi hazcılığın araçlarıdır bunlar. İşte bunun için, ken-dini tutma ve geçici perhiz alıştırmaları da önemlidir. Daha azı sahiden de daha
1970 lerde Pennsylvania Üniversitesinden Richard Solomon, bedenin her türlü uyarana uyum sağlamayı öğrendiğini göstermişti. Kendimizi iyi hissetmemin sağladığı için eğlence veren ilaçlara bağlanabiliriz ancak, sauna, maraton koşuculuğu ya da paraşütle atlama gibi başlangıçta rahatsızlık ve sıkıntı veren etkinlikler sonrasında çok keyifli bir hâl alabilir. Bu aşamalı uyum, bedende yeni bir kimyasal dengenin kurulduğu sinyalini vermektedir, böyle olunca da maraton koşucuları bedenlerinin sınırlarını zorlayarak iyi ve canlı hissettiklerini söylemektedir.
Bu noktada, tıpkı ilaç bağımlılığı gibi aktivite ve deneyim için can atarız ve yoksun kaldığımız zaman içe kapanırız. Zamanla insanlar etkinliğin kendisinden çok, yoksunluğun acısından kaygı duyarlar.
Bu koşucuların sayısı 17.000 ve insanın aklına gerçek Maraton Savaşı geliyor, o zaman savaşçıların sayısı 17.000 bile değildi; oysa bugün koşucular 17.000 kişi ve her biri tek başına, hatta aklında bir zafer düşüncesi bile olmaksızın, yalnızca yaşadığını duyumsamak için koşuyor. "Kazandık!" diye fısıldıyordu Maraton savaşçısı Yunanlı ölürken. Şimdiki bitkin maratoncu ise Central Park'ın çimenleri üstüne yığılırken, "I did it" diyor iç çekerek.
I Did It!