"...ontolojik sfere yerleştirilen politik olan ile ontik sfere yerleştirilen politika arasında korelatif değil, dışlayıcı bir ilişki kurmak ve politik felsefenin görevini yalnızca politika ile politik olan arasındaki kavramsal, yani politik farklılık hakkında düşünümle sınırlamak onun hakiki karakterini gözden kaçırmamıza sebep olur. bu sınırlama, sokrates'i politik felsefenin kurucusu kılan ve zamansal-mekânsal olanı kesintiye uğratarak felsefenin politik doğasını gözler önüne seren şu evrensel soruyu yeniden kendi sorumuz olarak keşfetmemizi güçleştirir: “nasıl yaşayacağız?” üstelik söz gelimi, habermas'ın iletişimi, arendt’in kamusallığı, macıntyrern kolektif iyileri paylaşmayı, rawls'ın katılımcı tüm bireyler açısından hakkaniyetli ilkelere dayanan kurumların inşasını politik olanın ölçüsü olarak belirledikleri dikkate alındığında, yalnızca çatışma ve ayrımlaşmayı dikkate alan tek-boyutlu bir politik olan anlayışının ve “nefretlerin sistematik örgütlenmesi” olarak politika tanımının ötesine geçmek insan için bir imkân olduğu kadar bir görevdir de arendtçi anlamda eşitler arasında hayat bulan ve kamusal iyinin müştereken belirlendiği pratiklere gönderimle “politik olanın geri çekildiği” (the retreat of the political), buna karşılık schmittyen anlamda “politik olan'ın mutlak dominasyonu” ile karakterize olan bir dünyada yaşıyoruz. "her şey politiktir” sloganında hayat bulan “politik olan'ın mutlak tahakkümü” ya da “politik olanın sosyal olana mutlak içkinliği” yalnızca totaliteryan rejimlerin değil liberal demokrasilerin de temel problemidir. "