Hakan

"Baban bir şarlatandı. İyi resimler yapamazdı. Ben de şarlatanım. Aslında piyanoyu hiç iyi çalamıyorum. Sen de şarlatansın. Doğru dürüst oyunlar yazamıyorsun. Evden ayrılmadığımız sürece bunda beis yok. Abinin hatası ayrılmak oldu. Evden uzaklaştı. Gerçek dünyada şarlatanları yakalarlar, biliyor musun? Mutlaka yakalayıp ortaya çıkarırlar."
Edebiyat
Reklam
" 'Muazzam planlarım vardı,' diye mırıldandı kararsızca. 'Evet,' dedim, ama bağırmaya kalkarsan, kafanı dağıtırım şu- Ne bir sopa, ne bir taş vardı yakınlarda. 'Boğar gebertirim,' diye düzelttim. 'Büyük işlerin eşiğindeydim', diye yalvardı, kanımı donduran özlem dolu, istekli bir sesle. 'Şimdi de bu salak, alçak herif yüzünden-' 'Ne olursa ol sun, Avrupa'daki başarın kesin artık,' dedim güvenle. Onu boğmak istemiyordum, anlıyor musunuz - hiçbir işe yaramazdı da bu üstelik. Onun unutulmuş, hayvanca isteklerini, doygun, canavarca anılarını uyandırarak bağrına basan büyüyü -ormanın ağır, suskun büyüsünü- bozmak istedim. Emindim: Yalnız buydu onu ormanın kıyısına, çalılıklara, ateşlerin parıltısına, davulların vuruşuna, tuhaf teranelerin vızıltısına çeken; başkaldıran ruhunu olağan özlemlerin ötesine çeken yalnız buydu. Anlıyor musunuz bilmiyorum ama, durumun korkunçluğu saldırıya uğramam olasılığından değil (bu tehlikenin de farkındaydım), önemli ya da önemsiz hiçbir şey adına yalvaramayacağım bir adamla karşı karşıya bulunmamdan kaynaklanıyordu. Benim de, zenciler gibi, ona-şahsına, kendi yüceltilmiş, akıl almaz rezilliğine- sığınmam gerekiyordu. Ondan daha yüksek ya da daha alçak hiçbir şey yoktu, bunu biliyordum. Bir tekmeyle uzaklaşıvermişti dünyadan Allah cezasını versin! dünyayı da paramparça etmişti. O tek başınaydı ve ben, karşısında, toprağın üzerinde nerede durduğumu, havada nerede uçtuğumu bilemiyordum. Size neler konuştuğumuzu anlatıyorum, hangi cümleleri söylediğimizi yineliyorum - ama neye yarar? Olağan, gündelik sözcüklerdi bunlar, yaşam boyu karşılıklı çıkardığımız sıradan sesler. Ama ne fark eder? Benim için, düşlerde işitilen sözlerin, karabasanlarda söylenen cümlelerin dehşet verici anlamı vardı arkalarında. Bir ruhtu o! Bir ruhla savaşmış birisi varsa

Hakan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·254 syf.·
2022 24. kitabı
Joseph Conrad
6.7/10 · 5,5bin okunma
"Bazı anlarda, geçmişi dönüveriyordu insana, kendine ayıracak tek bir saniyesi olmadığı zamanlarda olduğu gibi; ama bitki, su ve sessizlikten oluşan bu tuhaf dünyanın baş döndürücü gerçekleri arasında hayretle anılan huzursuz ve gürültülü bir düş olarak dönüyordu. Ve bu yaşam durgunluğunun huzurla en ufak bir benzerliği yoktu. Açıklanamaz bir amacı kara kara düşünen yıkılmaz bir gücün durgunluğuydu bu. Kinci bir yüzle bakıyordu size. Alıştım sonradan; görmüyordum artık; vaktim yoktu. Geçiş yollarını tahmin etmek zorundaydım; gizli sığların yerlerini-genellikle ilham yoluyla- seçmem gerekiyordu; batmış kayaları gözlüyordum; teneke teknemin altını parçalayıp tüm hacıları boğacak Allah'ın belası sinsi, eski bir ağacı şans eseri kıl payı sıyırdığımda yüreğimin uçup gitmesini önlemek için dişlerimi hızla kenetlemeyi öğrendim; geceleri kesip ertesi gün istimbotun buhar kazanına atabileceğimiz ölü dalları bulabilmek için gözlerimi açmam gerekiyordu. Böyle şeylerle, sadece yüzeysel olaylarla uğraşmak zorunda kaldığınızda, gerçekler -gerçekler, anlıyor musunuz- siliniveriyor. Neyse ki insanın iç gerçeği gizli - neyse ki. Ama bunu hissettim gene de; sık sık hissettim o gizemli sessizliğin maymunluklarımı seyrettiğini -tıpkı sizin her birinizin - nedir?- taklası beş kuruşa yaptığınız cambazlıklarınızı seyrettiği gibi..."
Edebiyat