"Dışarda durum kötüydü, kabul – fakat beni asıl rahatsız eden içerdeki durumdu. Kendimden gerçekten korkuyordum; iştahımdan, esnekliğimden, geçirgenliğimden, genleşebilmemden, cana yakınlığımdan, uyum sağlama gücümden. Hiçbir şey beni kendi başına korkutamazdı; bir şekilde kendimi her zaman, mesela düğünçiçeğinin içinde, bal yudumlarken görüyordum. Hapse bile düşsem iyi vakit geçireceğime dair bir his vardı içimde. Direnmemeyi bildiğimden olsa gerek. Diğerleri debelenerek, çırpınarak kendilerini yıpratıyorlardı; benim stratejim kendimi akıntıya bırakmaktı. İnsanların bana yaptıkları, başkalarına ya da kendilerine yaptıkları kadar rahatsız etmiyordu beni. İçimde o kadar iyiydim ki dünyanın dertlerini omuzlamak zorundaydım. Hayatım bu yüzden karmakarışıktı. Kendi yazgıma uyum sağlamamıştım, misal. Dünyanın yazgısını yaşamaya çalışıyordum."