“Bihruz Bey hala gezintisinde devam ediyordu. Çünkü öyle bir yaz akşamının sessizlik ve sakinlik içindeki garipliği, hayali bir sevdaya düşmüş zavallının kalbindeki derin hüzne ve zihnini baştan başa bürüyen kara kara hülyalara pek uygun düşüyordu.”
“Anneler evlatlarını göremeseler de hallerinden haber alırlar. Bana kimse bir şey söylemedi, kendim anladım. Oturuşundan, kalkışından, yemenden, içmenden, her halinden öyle anlaşılıyor.”
“Bu aralık anne ile oğulun bakışları birbirine tesadüf etti. Bebekleri aniden büyüyen bu dört gözün etrafı sular içinde kaldı! Bihruz Bey’ in, dermanı bulunmayan, hayat solduran bir derdin ıstırabıyla rahat ve huzuru elinden alınmış, geri dönüşü mümkün olmayan sonsuz bir acının amansız ateşiyle yanıp inlediği halde sonsuza kadar içinde saklı kalmasını istediği gizli derdini ortaya çıkarmaya mecbur olmaksızın şefkatli bir teselliye zayıf kalbi ihtiyaç gösteriyordu. Dünya yüzünde hiç kimseden alamayacağı bu şefkatli, sessiz teselliyi sevgili annesinin o müşfik bakışının ışığında buldu.”
“Sevda-ki bir insanın yalnız gönlüne değil, aklına ve fikrine, cüzi iradesine, kısacası bütün hislerine, manevi gücüne hakimdir- daima şüphe ve vesveseler içinde olmaktan zevk aldığı için göz ve kulak her işittiği, her gördüğü şeyi onun mizacına göre işitip görmeye, akıl her hükmünü onun arzusuna göre vermeye mecburdur.”