"Aynı anda iki düzeyde yaşamaya alışmıştım: Bunlardan biri anlamaya çalışan ama anlamayan bilinç düzeyim, öbürü de bir şeyi ifade etmek isteyen ama bunu yalnızca düş yoluyla ifade edebilen bilinçdışı düzeyimdi."
“İnsan için can alıcı soru şudur: Sonsuzluğun bir parçası mısın yoksa değil misin? Asıl olanın sonsuzluk olduğunu bilsek , ilgimizi boş şeylere vermekten ve hiçbir önemi olmayan amaçlara yönelmekten vazgeçebilir miyiz? Bunu yapabilsek, dünyayı sahibi olduğumuzu sandığımız güzellik ve yetenek gibi iyi nitelikleri bize vermesi için zorlayabilirdik. Bir birey ne kadar yapay sahiplenmelere sahipse, önemli şeylere karşı duyarlılığı ve yaşamdan aldığı doyum o kadar azalır. Kısıtlı amaçlara sahip olduğu için kendini kısıtlanmış hisseder. Bu yaşamda, yani buradayken, sonsuzlukla bir bağlantımız olduğunu anlayabilirsek, isteklerimiz ve tutumumuz değişir çünkü sonuç olarak özüne sahip olduğumuz bir şey olduğunu varsayarız."
Belki nice Mustafa İnan'lar da bütün görünmez ve görünür kazaları atlattıkları halde, ne yapacaklarını bilemedikleri için damdan düşmekten beter olmuşlardır.