"Akılsız salt duygu gerçi pek lezzetsiz bir şerbete benzer, ama duygunun yumuşatamadığı salt akıl da insanın boğazından geçmeyecek kadar acı, kekre bir ağudur."
"Öyleyse şimdi vedalaşıyoruz, öyle değil mi?"
"Öyle olsa gerek"
"İnsanlar birbirleriyle nasıl vedalaşır, Jane? Nasıl yapılır bu tören? Öğret bana. Pek bilmem çünkü."
"Birbirlerine, hoşça kal, güle güle, derler, efendim... Ya da beğendikleri başka bir veda sözcüğü seçerler."
"Söyle, öyleyse"
"Şimdilik hoşça kalın, Mr. Rochester."
"Peki, ben ne diyorum?"
"Güle güle diyorsunuz, efendim."
"Şimdilik güle güle, Miss Eyre...Bu kadarcık mı?"
"Evet"
"Bana göre pek soğuk, pek kuru, pek resmi böyle vedalaşmak. Ben daha başka bir şeyler arıyorum. Bu törene daha başka şeyler katmak. Sözgelimi tokalaşsak... Ama bu da yetmez. Jane, yani sen, hoşça kal, demekle yetiniyorsun, öyle mi?"
"Bence bu yeter, efendim. Yürekten gelen tek bir sözcükle de insan birçok söz söylemiş kadar dostluk belirtebilir."
"Olabilir. Ama pek bomboş, soğuk bir laf...Hoşça kal!"
"Türkiye’de nasıl ki tamir edilmemiş bir musluk damla damla milli serveti harcıyorsa, kapanmamış bir ampul onu kapatmayan kişi farkında olsa da olmasa da milli serveti boş yere harcıyorsa, gelişmesine önem verilmemiş her çocuk da milli servete bir ihanettir."