Kâh burukluklar , kâh tebessümlerle yürüyüp giden bu yolculukta ,tüm dirayetimle son sayfalara gelmiş olmanın haklı gururunu yaşıyorken, beklenmedik bir sonla karşılaşınca baktım burnumun direği hafiften sızlamaya başlamış , final bahane birikmişlikler şahane misali bıraktım kendimi… Yok hayır ağlamıyorum, gözüme toz kaçtı diyemicem, çünkü şu an tam manasıyla saldım makaraları hüngür hüngür ağlıyorum…:(((
Romanda, sevgi pıtırcığı Umut ve Yıldız’ın aşk hikayesinin arasına serpiştirilmiş -normalde başa Yıldız’ın ismini yazardım da ona kızgın olduğum için önceliği Umut’a verdim :) - çocukluğuma dair o kadar çok anıya şahit oldum ki… Kitapta da dediği gibi “ çocukluk yıllarıma dair aradığım izlerin ,gerçeğe en yakın halini buldum satır aralarında”… Bu durumdan sebep, zaten oldum olası maziden hasbıhal etmeye teşne , ellerini uzatan anılara tutunmaya meyyal ruhuma ket vurmayarak , sizleri aşağı yukarı bir otuz sene öncesine götürmek istiyorum.
Haydi o zaman hazırsanız takın kemerlerinizi, birlikte ufak bir 90’lar turuna çıkıyoruz. :)
Bizler o yıllara neler sığdırmadık ki…
Mahallemizin bıçkın Pal Sokağı Çocukları’nın meyve bahçelerine dadanması neticesinde, bahçe sahibi yaşlı dedelerin onları bastonlarıyla bertaraf etmeye çalışırken bir anda imana gelip dişlenmiş elmaları ,bohça yapılmış t-shirtlerde toplanan o ballı dutları (onlar toplamazsa zaten yere düşüp zayi olacak oluşu yapılan hırsızlık eylemini meşru kılıyordu :) helal edişi.
36 pozluk analog fotoğraf makinelerinin , 36. yı çektikten sonra tam bitti diye üzülürken üzerine verdiği +3, 4 bonus pozun verdiği mutlulukla koşa koşa filmi banyo ettirmeye götürüşlerimiz…
Yine 90 lara damgasını vurmuş ,bütün randevuları iptal ettiren , banyo saatimizi bile ona göre ayarladığımız , şu an elime bir flüt tutuşturulsa ,