EDA

Yetenekli okçular gibi davranmalıdırlar. Onlar oklarının menzilini bildiklerinde ve hedefin uzakta olduğunu gördüklerinde oklarını hedefin biraz yukarısına nişanlarlar. Ancak bu, oklarını daha yükseğe atmak için değil, oklarının istedikleri noktayı vurmaları içindir.
Sayfa 45
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Aşk bizim ikinci değişmemizdir.
Yaşamla aşkın başlangıçları arasında güzel benzerlikler yok mudur? Çocuk tatlı şarkılarla, cici bakışlarla ığralanmaz mı? Geleceğini pırıl pırıl süsleyen eşsiz öyküler anlatılmaz mi ona? Umut onun için ışıl ışıl kanatlarını açmaz mi durmadan? Birbiri ardından sevinç ve keder gözyaşları dökmez mi? Pek önemsiz şeyler için, toplayıp da oynak bir saray kurmaya çalıştığı çakıl taşları için, kesilir kesilmez unutulan demetler için kavga etmez mi? Zamanı yakalamaya, yaşamı hızlandırmaya can atmaz mı? Aşk bizim ikinci değişmemizdir.
suyun ayak sesi
Nerede olursam olayım Gökyüzü benimdir. Pencere, fikir, hava, aşk, yeryüzü benimdir. Ne önemi var Bazen büyürse Gurbetin mantarları? Bilmiyorum, neden “At soylu hayvandır, güvercin güzeldir.” derler?  Ve neden hiç kimse yarasayı kafese koymuyor. Yoncanın ne eksiği var kırmızı laleden. Gözleri yıkamalı, başka türlü görmeli. Kelimeleri yıkamalı. Kelime rüzgâr olmalı, yağmur olmalı. Şemsiyeleri kapatmalı. Yağmur altında yürümeli. Düşünceleri, hatıraları yağmur altına getirmeli. Şehir bütün halkıyla yağmur altına gitmeli. Dostu yağmur altında görmeli. Aşkı yağmur altında aramalı. Yağmur altında bir kadınla sevişmeli. Yağmur altında oyun oynamalı. Yağmur altında yazmalı, konuşmalı, nilüfer dikmeli. Yaşam sürekli ıslanmaktır. Yaşam “şimdi” havuzunda suya girmektir. Çıkaralım giysileri: Suya bir adım var.
Sonra karısının demir kamışının telleri mırıldanmaya, yürek parçalayıcı şarkısına başladı. Rüzgâr hüzünlü hüzünlü uğulduyormuş gibi, biri ağlayarak tarlalarda koşuyormuş gibi bir ezgiydi bu. Her şeyin suskun olduğu, soluğunu kesip beklediği bir anda, her şeyin sessizlik içinde olduğu sırada biri ağlıyormuş gibi, sadece insan acısının yapayalnız sesi sürüp gidiyormuş gibi bir ezgiydi bu. Sanki biri acısını nereye gömeceğini bilemeden, suskunluk ve yalnızlık içinde acısını nasıl avutacağını bilemeden koşuyormuş ve kendisine hiç ses veren yokmuş gibi bir ezgiydi bu. Kendi acısına yanıyor, ağlıyordu teller.
Sayfa 197