Dünyanın Gürültüsüne Çekilen En Zarif Rest
10/10
·376 syf.··
2026 51. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 20:17
Eğer kelimelerin bir ruhu varsa, Edip Cansever bu kitapta o ruhun anatomisini çıkarmış. "Şiiri Şiirle Ölçmek", edebi bir teoriden çok daha fazlası; insan kalbinin ve zihninin labirentlerinde kaybolmayı göze almış bir adamın, arkasında bıraktığı ekmek kırıntıları âdeta. Okurken satırların arasından sızan o zarif ama dik duruş, insana kelimelerin ne kadar güçlü birer silah ve şifa olabileceğini yeniden hatırlatıyor.Kitabın içinde yürüdüğümüz zaman Cansever'in bireyin yalnızlığı veya modern şehir hayatının insanı nasıl tükettiği üzerine çok keskin analizleriyle karşı karşıya gelmemiz kaçınılmaz bir olay Dünyanın gürültüsüne çekilen en zarif rest...Bu kitapta beni en çok büyüleyen ve içimi burkan şeyse, Cansever'in kendi başarısıyla olan savaşı oldu aslında. Herkesin bayıldığı, dilden dile dolaşan "Masa da Masaymış Ha" şiirinden köşe bucak kaçması, aslında onun ne kadar büyük bir vizyoner olduğunu gösteriyor. Aslında kendinden kaçarken şiire sığınıyor. Benim için bir şairin, kendi geçmiş başarısının altında ezilmeyi reddedip, sürekli daha zor olana, daha derin olana doğru koşması müthiş bir sanatsal ahlaktır. Dilerim daha nice kitaplarıyla göz göze gelmek düşüncesiyle, kitaplarınız ve huzurunuz bol olsun arkadaşlar.Keyifli okumalar dilerim. Her gününüz mutlulukla demlensin.
Şiiri Şiirle ÖlçmekEdip Cansever · Yapı Kredi Yayınları · 2009339 okunma
Puan vermedi
Türk edebiyatının en zarif ve en derin kalemlerinden biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar, yalnızca romanlarıyla değil, öyküleriyle de insan ruhunun karanlık ve aydınlık koridorlarında dolaşan bir yazardır. Şair, romancı, denemeci ve edebiyat tarihçisi kimliklerini aynı potada eriten Tanpınar; Doğu ile Batı, geçmiş ile gelecek, rüya ile gerçek arasında sıkışan insanı anlatmayı hayatı boyunca sürdürmüştür. Onun eserlerinde zaman yalnızca akan bir olgu değil, insanın hafızasında katmanlaşan canlı bir tecrübedir. 1943 yılında yayımlanan Abdullah Efendi'nin Rüyaları da bu sanat anlayışının en dikkat çekici örneklerinden biridir. Tanpınar'ın öykü anlayışı, gündelik hayatı olduğu gibi aktarmaktan çok onu sanatın dönüştürücü gücüyle yeniden kurmaya dayanır. Nitekim ona göre öykü, hayatı güzelleştirmek için vardır. Bu yüzden rüya, masal, korku, sezgi ve hatta bazen gerçek dışı görünen unsurlar, onun metinlerinde hayatın sıradanlığını aşan estetik araçlara dönüşür. Kitabın merkezindeki Abdullah Efendi, Tanpınar'ın sıkça karşımıza çıkan kahramanlarından biridir: Hayatın akışından memnun olmayan, kendisini bir boşlukta hisseden, gerçeklikle hayal arasında gidip gelen bir insan. Onun gördüğü rüyalar yalnızca bilinçaltının görüntüleri değil; kaçışın, arayışın ve tamamlanma isteğinin sembolleridir. Bu yönüyle eser, bir olay örgüsünden çok bir ruh hâlinin hikâyesi olarak okunabilir. Eleştirmenlerin de dikkat çektiği üzere Tanpınar'ın sanatında eşya ve olaylar sisli bir atmosfer içinden görünür. Bir sokak, bir pencere, bir masa ya da gece vakti karşılaşılan bir yüz; sıradan anlamlarını aşarak insan ruhunun derinliklerine açılan kapılara dönüşür. Bu nedenle Tanpınar okurken her sembolü çözmeye çalışmaktan çok, metnin bıraktığı izleri takip etmek gerekir. Çünkü onun dünyasında anlam kadar
Abdullah Efendi'nin RüyalarıAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202484 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi
Bulantı, Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu düşüncesinin en önemli edebî eserlerinden biridir. Romanın temel meselesi şudur: - İnsan dünyaya herhangi bir amaç ya da anlamla gelmez. - Evrenin ve nesnelerin arkasında önceden belirlenmiş bir anlam yoktur. - İnsan bu anlamsızlıkla yüzleştiğinde derin bir yabancılaşma ve “bulantı” hisseder. Romanın kahramanı Antoine Roquentin, gündelik nesnelere (bir taş, ağaç kökü, masa vb.) baktıkça onların sadece “orada” olduklarını fark eder. Bu farkındalık onu rahatsız eder; çünkü insanların yüklediği tüm anlamların aslında sonradan yaratılmış olduğunu görür. İşte “bulantı” denen duygu da bu varoluşsal sarsıntıdır. Kısaca: İnsan önce var olur, sonra kendini yaratır. Sartre’a göre Tanrı’nın ya da değişmez bir insan doğasının yokluğunda, insan özgürdür; fakat bu özgürlük aynı zamanda ağır bir sorumluluk getirir. Roman, bu özgürlüğün ve anlamsızlık hissinin insanda yarattığı sıkıntıyı anlatır. Romanın en meşhur fikirlerinden biri şudur: “Varlık vardır; neden olduğu belli değildir, ama vardır.” Bu yüzden Bulantı, sadece bir roman değil, aynı zamanda varoluşçuluğun edebî bir manifestosu olarak da görülür. En sevdiğim cümlesi belkide ; saat üç. bir şey yapmak isterseniz, bu saat ya çok geç ya çok erkendir.
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128,1bin okunma
1/10
·552 syf.··
2026 18. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 08:44
Uzun bir aradan sonra bana yorum yazdıran kitap ne yazık ki bu oldu. Açıkçası, bu kadar kötü bir kitap okuyacağımı düşünmemiştim. Elimde neredeyse bir ay süründü. Her seferinde “Şimdi bir şey olacak, hikâye ivme kazanacak” diye okumaya devam ettim; ancak beklediğim o kırılma noktası bir türlü gelmedi. Karakterler son derece yüzeysel ve aceleyle oluşturulmuş. Hiçbirinin derinliği yok; kim olduklarını, ne düşündüklerini ya da neden öyle davrandıklarını tam olarak anlayamıyoruz. Karakterler arasındaki diyaloglar da oldukça yapay ve çiğ kalmış. Olay örgüsü ise son derece zayıf. Kitabı okurken sürekli şu düşünce aklıma geldi: Demek ki gereksiz laf kalabalığı yaparak ben de bir kitap yazabilir, hatta buna bir yayınevi bile bulabilirim. Bu kitabı hangi psikolojiyle satın aldığımı bugün hatırlamıyorum ama büyük bir hata yaptığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Kısacası, bu kitabı almayı ya da okumayı düşünenler varsa zamanlarını daha iyi değerlendirmelerini tavsiye ederim.
Masa, Bayrak, SandalyeSerhat Çelikel · İthaki Yayınları · 20224 okunma
Aşkın Müzesi mi, Saplantının Müzesi mi?
Puan vermedi
Spoiler içermez. Masumiyet Müzesi benim için ilk seferde kapısını tam açmayan, ama ikinci gelişimde beni içeri alıp uzun süre bırakmayan kitaplardan biri oldu. Bir ara yarım bırakmıştım. Sonra bir arkadaşımın okuma tavsiyesiyle tekrar elime aldım ve ilerledikçe de kendime şunu sordum: Ben bu kitabı nasıl yarım bırakmışım.. Bazı kitaplar ilk sayfalarda hemen kendini teslim etmez. Biraz sabır, biraz doğru zaman, bazen de bir dost tavsiyesi gerekiyor. Bu roman da bende tam olarak böyle çalıştı. Kitabı bitirdikten sonra aklımda en çok aşk değil, saplantı kaldı. Kemal gerçekten Füsun’a mı aşık, yoksa Füsun üzerinden kendi hayatını, kendi eksikliğini ve kendi kaybını kontrol etmeye mi çalışıyor, bundan emin olamadım. Hatta bir yerden sonra bana Kemal’den bile daha saplantılı olan kişi Orhan Pamuk gibi geldi :) Çünkü bu hikâyeyi sadece yazmakla yetinmeyip onu bir müzeye dönüştürmek, bence edebiyatla takıntı arasındaki çizgiyi bilerek bulanıklaştırmak demek. Sanki roman bitmiyor; nesnelerin, hatıraların ve vitrinlerin içinde yaşamaya devam ediyor. Masumiyet Müzesi’nin en çarpıcı tarafı, büyük laflarla değil küçük ayrıntılarla insanı yakalaması. Bir eşya, bir sigara izmariti, bir bakış, bir masa düzeni; hepsi zamanla duygusal delile dönüşüyor. Kemal’in hikâyesinde de bu ayrıntılar sadece hatırlamak için değil, tutunmak için var. Onun aşkı, sevdiği kişiye duyduğu özlemden çok daha fazlası; beklemeyi, biriktirmeyi, her şeye anlam yüklemeyi ve kendini bu bekleyişin içinde yeniden kurmayı içeriyor. Bir yerden sonra Füsun kadar, Füsun’un yokluğu da Kemal’in hayatında başrole geçiyor. Orhan Pamuk’un gerçekçiliğini çok sevdim. Karakterler roman karakteri gibi değil de, İstanbul’un bir döneminde gerçekten yaşamış ve biz onların hayatına gizlice bakıyormuşuz gibi duruyor. Bu
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2026 37. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 11:14
Büyük bir masa düşünün sağcısı , solcusu , muafazakarı, milliyetcisi hepsi bir arada ve yıllar önce sarı bir bavulda duran mektuplardan yola çıkarak bir film yapmak istiyorlar . Editör, yönetmen, yazar, emekli polis hepsi birlikte. Taşlamalar, laf sokmalar, galiz küfürler ; okurken hem eğlenecek hem gelinen noktaya üzülecek , hem de bu da mı olmuş diyeceksiniz. Taber, Can,Ali Tahsin,Muzaffer, Ve ' lit hepsi sizi bekliyor. Para ve mevki için satılan itibarlar, köseleye dönmüş suratlar, hiç bitmeyecek aşağılık kompleksi , bir çırpıda yolda bırakılan dostlar ve görüşler. Murat Uyurkulak yine döktürmüş
DipteMurat Uyurkulak · İnkılâp Kitabevi · 202639 okunma