Bir küçük ev vardı tepesinde, eteğinde Tahta bir masa vardı bahçesinde, üzerinde İki tas çorba vardı sıcak sıcak içmesende İnanki vallah ben yaşardım hep seninle
Edebiyat
Biliyor musunuz bayım, babama çok benziyorsunuz
Biliyor musunuz bayım Ben karanlıktan ve şimşekten korkardım çocukken. Çocuk olduğum zamanlarda yani. Hani bir ara çocuk oluyoruz ya hayatta Annemin beyazlara renklileri katmayışını sorgulamıştım bir ara. Belki renklenmek istiyordur beyazlar, belki biraz yorulmuştur hep temiz görünmekten. Bazı şeyler lekelenmek ister çünkü. Bir masa örtüsü, Biir okul gömleği, Bazen de bir kalp mesela. Ben en çok kalbimin beyaz kalmasına üzülmüştüm. Çünkü herkes biraz kirlenerek büyüyordu. Bense büyümeyi yanlış anlamıştım. İsterdim aslında Biraz mavi olaydı kalbim. Biraz kırmızı Biraz da boya kalemlerim değseydi ruhuma Biliyor musunuz bayım, babama çok benziyorsunuz. Bunun iltifat sayılıp sayılmayacağını bilmiyorum. Babam da giderken hiçbir şey söylememişti çünkü. Bazı erkekler kapıyı sessiz kapatır. Ardından ev uzun süre onların gürültüsüyle yaşar. Sizin çay tutuşunuz, dalıp giderken kaşlarınızın çatılışı, bir şeyi anlatacakmış gibi yapıp vazgeçişiniz... Hepsi biraz onu hatırlatıyor bana. Ama korkmayın bayım, sizi babamın yerine koyacak yaşları çoktan geçtim ben İnsan büyüyor çünkü.
Şiir
Reklam
Asrın Kahini Kafka
Geçen yüzyılın tarihini okurken dahi hala burnumuza kanın o ağırlaşan, paslanmış demir kokusu gelir. Bazen insan, satırların önünde kesilmiş biçilmiş damarlar gibi uzandığını, cümlenin sonundaki noktanın aslında yere düşmüş bir asker miğferi olduğunu görür gibi olur. Öyle ya kolay mı iki dünya savaşını kendi içinde barındırmak? Cihan harplerinde doğrudan ve dolaylı olarak biz de öldük, biz de öldürdük. Bizim de topraklarımız, besleyip binbir ihtimamla büyüttüğü oğullarını bir bir uzak karalarda, aldığını geri vermeyen denizlerde yitirdi. Böylesine büyük bir izdihamın, sağımız ve solumuzda kol gezen ölüm meleklerinin olduğu bir zaman, asla yalnızca savaş veya tarihiyle oluşmaz. Felsefesi, düşüncesi ve hissiyatı ile de oluşur. Geçenlerde bir tabir okudum. Yazar geçtiğimiz asır için "kahini Kafka olan bir çağ" gibi zihinlere ilk işitildiğinde çakılan bir tabir kullanıyordu. Gerçekten de bu çağın kahini Dava'sı ile Şato’su ve Dönüşüm'ü ile Kafka’dır. Belki o dünya savaşlarını, ölümleri hesap etmedi. Ancak ondan çok daha sonrası, belki daha da önemlisini gördü. İnsanın böcekleşmesini, sistemin insanı yalnızca dolaştırmasını ve daha fazlasını... Kahini Kafka olan bir çağın çığırtkanı ise Albert Camus oldu. Devamlı insanların boş yere öldüğünü ve yaşamın değerli olduğunu bağırdı. Yazdı, söyledi ve insanlara dokundu. Böylece yalnızca tahmin etmek, öngörmek gibi masa başı bir iş yapmakla kalmadı, aktif olarak bir şeyler yapmaya da çalıştı. Birinci Dünya Savaşı'nda babasını yitiren, yol gözleyenlerden biri olan bu çocuk uzaklarda bir yerlerde Sisifos'un hâlâ mutlu olabileceğini düşündü. Bundan dolayıdır ki başka evler barut kokmasın diye bağırdı, didindi ve çığırtkanlığını yaptı. Bir yerlerde Camus’ün bir rolü var ise bu çağ baştan ayağa absürt, baştan ayağa saçmadır. Kimin
Edebiyat
BATI DÜŞÜNCESİNDE İNSANIN "TABİATI-ÖZÜ"
Batı düşüncesinde “insan doğası” veya “insanın özü” (essence of the human being-insan varlığının özü) olarak tartışılan bir mevzu vardır. Bu mevzuda Antik Yunan’da, Hıristiyan düşüncesinde ve modern dönemde çeşitli yaklaşımlar sergilenmiştir. Ancak Marksizm ve Varoluşçuluk cephelerinden gelen saldırılarla, bu tartışmalar askıya alınmıştır. Varoluşçular, “varoluş özden önce gelir” diyerek, insanın bir masa veya sandalyeden farklı olarak seçimleriyle kendini oluşturduğunu dile getirmiş, Marksizm ise soyut ve değişmez bir cevher yerine, insanın emeği ve sosyal ilişkileri içinde tanımlanması gerektiğini öne sürmüştür. Bu tanımların ortak problemi, insanı ya kendi başına kapalı bir varlık olarak ele almaları ya da onu tamamen tarihî ve içtimaî şartların ürünü hâline getirmeleridir. Dolayısıyla Batı’daki temel problem, özcülük ile özsüzlük arasında gidip gelmesidir. Ancak Marksizm ve Varoluşçuluk tarafından askıya alınan “insanın özü” tartışması, İBDA düşüncesinde yeniden açılır. İBDA’nın yaklaşımı, Marksizmin ve Varoluşçuluğun haklı itirazlarını bütünüyle reddetmez; fakat onları kendi yerlerine yerleştirir. Bu yazıda, İslâmî bir tarih anlayışına bağlı İBDA düşüncesi çerçevesinde bir karşılaştırma yapacağız. -REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -Giriş -I-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
İnsana Bakış
Cok uzun süredir aclik hissetmiyorum, çok uzun süredir gece deliksiz bir uyku uyumadım, bir süredir motivasyonu m yok denecek kadar azaldı. Masa başına zor oturuyorum oturunca da direk omzum gözlerim falan ağrımaya başlıyor. Bu hal geçici mi acaba?
Zırvalama etkisi
Mandela etkisi diye bir şey varmış. Ve bazı insanlar bazı markaların logolarını ve tarihte yaşanmış bazı olayları başka şekilde hatırlıyor ve başka şekilde biliyorlarmış. Ve buna inanan kimselere göre birileri zamanda yolculuğa çıkıp bazı markaların logolarını ve tarihte yaşanmış olan bazı olayların akışını değiştiriyormuş. Fizik yasalarına göre Entropi vardır. Ve zaman tek yöne doğru akmaktadır. Bu sebepten de bir ağaçtan, bir kürdan, bir masa, bir sandalye ve bir defter yapabilirsiniz ama bir defteri, bir sandalyeyi, bir masayı ve bir kürdanı asla ve asla tekrardan bir ağaç yapamazsınız. Zira fizik yasaları buna izin vermez. Merak : Zamanda yolculuk yapacak kadar Aklım ve imkanın var ve sen o kadar yolu sadece bir kraker markasının logosunu değiştirmek için mi gittin yani ( ? ) 🤭 Not : Belki de Yanlış hatırlıyorlardır. Olamaz mı yani !
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam