kavuşmak özgürlükse özgürdük ikimiz de elleri çığlık çığlık yan yana iki dünya ikimiz iki dağdan iki hırçın su gibi akıp gelmiştik buluşmuştuk bir kavşakta unutmuştuk ayrılığı, yok saymıştık özlemeyi şarkımıza dalmıştık mutluluk mavi çocuk, oynardı bahçemizde
Bir yudum gökyüzü kaplar düşlerimi.. Biraz mavilik, Biraz günışığı karanlık odamda.. Daralır yüreğim, Sıkışır durur soluğum.. Biraz sıcaklık isterim, sarı pembe.. Biraz mutluluk, Biraz sevgi karanlık odamda.. Ama, Kapıyı açmaya cesaret edemem..!
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sabah sabah herkes mutluluk dermiyor o mavi göklerden, güneşsizlik özlemi diye bir şey var.
Gargamel, Tom ve diğerleri ile pembe masada bir çay !
Geçen gün pazar sabahları erkenden uyanıp televizyon karşısına geçtiğimiz o günleri düşünüyordum. Önümüze ne koysalar sorgulamadan tüketiyorduk. İyi her zaman iyiydi, kötü her zaman kötü. Ama büyümenin o gri gerçekliği zihnimize yerleşince, insan ister istemez "Bir dakika ya, burada ciddi bir tuhaflık var" demeye başlıyor. Çocukken bizi uyutmak için anlatılan o masallar ve çizgi filmler, meğer insan doğasının en çiğ, en absürt taraflarını barındıryormuş. Gelin, o renkli ekranların arkasını biraz deşelim, hatta o meşhur "kötüleri" toplayıp birlikte bir çay içelim. Şirinler: Bir Kere de Çaya Çağırdınız mı Gargamel'i? Açılışı o meşhur mavi köyün tam ortasından yapalım. Herkesin tek bir sıfatla etiketlendiği (Sakar, Somurtkan, Süslü), bireyselliğin tamamen yok edildiği, Şirin Baba'nın mutlak otoritesi altında işleyen o kusursuz ütopya. Çocukken ekran başına geçer, onların o tekdüze, birbirinin aynı, kolektif mutluluğunu izlerdik.Ama insan sormadan edemiyor: Yahu o kadar ekmek fırınlıyorsunuz, partiler veriyorsunuz; bir kere de çaya çağırdınız mı Gargamel’i? Adamcağızı dağ başında bir kulübede tek başına delirttiniz, belki sizin de bir yemek yeseydi sizi yemeyi düşünmeyecekti ya da size altına çevirmek istemeyecekti .Herkes bu hikayeyi o mavi kalabalığın zaferini görmek için izlediğini sanır. Oysa hayatın ve hikayenin asıl tadını bilen, o tek tipleşmiş şirinliğin arkasındaki büyük resmi okuyan çok az kişi vardır. Gerçek seyirciler, herkes o mavi illüzyona alkış tutarken, sistemin dışına itilmiş, o kendi halindeki Gargamel’in yalnızlığında ya da Azman’ın o sadık, patavatsız gerçekçiliğinde kendini bulur. Çünkü sürüye ait olmak, o mavi kalabalığın içinde kaybolmak kolaydır; asıl asalet, everyone’ın Şirinleri alkışladığı bir dünyada, kendi doğasının peşinden giden o
Duygu ve Düşünce
Camdan Çağın Ağıtı Göğün alnına asılmış dev ekranlarda gün batımı bile reklam aralarına bölünüyor artık. Bir serçenin kanadında taşıdığı sessizlik, kabloların uğultusunda yolunu kaybediyor. Şehir, kendi gölgesini yiyen bir yaratık gibi betondan dişleriyle zamanı kemiriyor. Parkların yerinde yükselen kuleler, rüzgâra unutmayı öğretiyor. İnsanlar var; ellerinde dünyanın bütün sesleri, yüreklerinde birbirlerine ulaşamayan birkaç kelime. Parmak uçları ışıkla dolu, bakışları karanlık koridorlar gibi uzun ve ıssız. Bir çocuk, ekranın mavi kıyılarında oyuncak gemiler yüzdürürken gerçek denizin tuzunu bilmiyor. Bir yaşlı, anılarını şarj kablosuna benzer ince bir umutla yarına bağlamaya çalışıyor. Ve bilgi, bir zamanlar dağlardan doğan berrak bir nehirken, şimdi binlerce aynaya çarpıp parçalanan şaşkın bir ışık sürüsü. Hakikat, kalabalığın ortasında
Şiir
Daha da Mavi
Bazı sabahların,nedensizce farklı bir mutluluk hissi verdiğini fark ediyorum;insanın içine. Tıpkı, melodisi sakin ve huzurlu bir şarkının, bizi yaşanan mutlu günlere götürdüğü o his gibi.. Ama sabahki bu yeni his, yaşanacak olan mutluluğun hissi olduğunu belli ediyor. Ve insan, o sabahın ilerleyen yeni saatlerınde, o hissin hâla yüreğinde yaşadığını fark ettikçe; hayata daha da mavi bakmaya başlıyor...
Duygu ve Düşünce