Mösyö İbrahim ve Kuran’ın Çiçekleri
6/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 11:02
Paris’in mavi Sokağı’nda yaşayan Momo ufak bir çocuk ve Mösyö İbrahim bilge, şevkat dolu müslüman karakterler olarak karşımıza çıkıyorlar. Momo annesi onu terk etmiş olan mutsuz ve karamsar bir babayla yaşayan hayatında çok büyük bir sevgi eksikliği olan Yahudi bir çocuktur. Sevgiyi nasıl alacağını nasıl ilgi çekeceğini bilmeyen Momo evin parasını dahi çalar hatta nasıl olsa Arap(algı) fikri ile Mösyö İbrahim’in bakkalından da çalar. Mösyö İbrahim bilse de onu zor durumda bırakmaz ve bir gün babası dayanamayıp ortadan kaybolunca büyük bir boşluğa düşer ta ki polisler gelene kadar bu bilgiyi herkesten gizler Momo‘nun babasının intihar ettiğini hissederiz. Ve Mösyö İbrahim bu saatten sonra Momo‘yu evlat edinir kitabın içinde bolca metafor bulunmaktadır. Mösyö İbrahim’e Arap denmesi bakkal dükkanının sabahtan gecenin geç saatlerine kadar ve hafta sonu açık olması sosyal ekonomik durumu ortaya serer mutluluk üzerine geçen bir konuşmada Momo mutlu olmak için zengin olması gerektiğini söyle. Mösyö İbrahim mutluluğun herkese ait olduğunu ve kendi mutluluğunu Kur’an‘ın içinde bulduğunu dile getirir burada İslam’a dair çok güzel yansıtmalar söz konusudur sufilikten ve maneviyattan bahsedilir. Mösyö İbrahim ve Momo bir araba satın alıp bir yolculuğa çıkarlar bu yolculuk özel bir yolculuk olucaktır. Coğrafi gezi gibi görünsede ruhani bir yolculuğa dönüşür. Altın Hilal’i anlatır Mösyö İbrahim Avrupanın dışına çıkarlar İsviçre İtalya Yunanistan Türkiye ve özellikle İstanbul manzaralarını bize sergilerler sadece coğrafyadan değil ırklardan ve inançlardan da yansıtmalar vardır. İbadethanelerden bahsedilir özellikle İstanbul’da Sultanahmet Camii ve Ayasofyaya değinilir. Dervişlerle karşılaşılır Sema‘dan bahsedilir bu sema Momo için bir aydınlanma aracıdır ufuk açan bir ders
Edebiyat
Mösyö İbrahim ve Kuran'ın ÇiçekleriEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20246,3bin okunma
Ütopya maskesi takan distopya
9/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 71. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 16:42
Bir kasaba düşünün; çocuğundan yaşlısına, erkeğinden kadınına, içinde ne kadar insan barındırıyorsa herkes mutlu. Geçim derdi, eğitim, yaşama sancısı gibi olgular yok. Savaş yok, herkes barış içinde. Herkes müthiş mutlu, bahçelerdeki otlar bile daha bir yeşil, gökyüzü daha bir mavi, güneş daha bir kızıl. Şehri oluşturan her detay kusursuz bir güzellikte. Rüyalarımızda görebileceğimiz türden, fazla ütopik. Böyle bir kasaba anlatıyor bize Ursula. Ve o kadar ballandıra ballandıra anlatıyor ki o kasabaya gitmek istiyoruz okurlar olarak. O şehirde ağaçlara konan kuşları bile merak ediyorum, ötüşlerinin, renklerinin güzelliğini. Birbirinden coşkulu çocukları, huzur dolu insanları. Bu kasabada gerçekleşecek bir festivalle başlıyor kitabımız. Festival hazırlıkları ve detaylar öyle güzel ki, ömrümüzde tek bir an yaşama hakkımız olsa, o festivale katılma hakkı isterdik, o derece. Her yerde cümbüş, alan; festivali bekleyen, birbirinden farklı özellikleri olan insanlarla dolu. Ancak Ursula severler bilirler ki, bu kadar mükemmellik, bu derece ütopik detaylar onun kalemine aykırı. Okurken her an kötü bir şeyle karşılaşacağımı, karanlık bir detayın bütün bu güzel sahneleri def edeceğini tam düşündüğüm sırada; Ursula bir çocuktan bahsetmeye başlıyor. Bu çocuk bir apartmanın kilitli bir odasında kalıyor. Odası üç adımlık boyutta, yani kafeslerde bekletilen hayvanlar gibi, hareketi korkunç kısıtlı. Bu çocuğun detayları daha da korkunç, o pis odada pencere yok, gün ışığı yok, yaşam şartları berbat. Kendisiyle konuşulması yasak, iyi davranılması yasak. Alan darlığından dolayı dışkısının üzerine oturuyor ve pislikte oturmaktan bacakları yara bere içinde. Bu güzel kasabayı tasvire devam ederken yazarımız, kasabadaki refahın bu çocuğun kilitli kalmasına bağlı olduğunu söylüyor ve hikaye
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 2026268 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Asla Unutamayacağım Öyküler
10/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 109. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 16:52
Öncelikle sizleri uyarıyorum; hem D. N. Archeron 'u hem de yazdığı bütün hikâyeleri ne olursa olsun seven birinin yazdığı bu inceleme, nesnellikten bir hayli uzak olacaktır. Yani yorumlarımın sadece bana ait olduğunun daima bilincinde olun. Şimdilik hepinize iyi okumalar dilerim. Bu roman, içinde birbirinden farklı ve aslında yer yer o kadar da ayrı olmadığını anladığımız 15 tane kısa öyküden oluşuyor. Öykülerin uzunluğu hikâyeden hikâyeye değişiyor. Bazılarının kesin bir sonu varken bazıları da, biz devamını bilmesek bile, sonsuza kadar sürmekte. Ayrıca bir yerde gördüğünüz bir karakter ansızın bir başka öyküde karşınıza çıkabilir; kendinizi hazırlasanız iyi edersiniz. Üstelik bahsettiğim tüm bu öykülerin dışında, kitabın başı ve sonu dahi başlı başına ayrı bir hikâye. Yani Sessiz Ozan'ın hikâyesi. Geriye kalanlar ise onu lanetinden kurtarmak üzere Peri Kraliçe'nin talihsiz adama getirdiği, daha önce hiç duyulmamış gerçek öykülerin bir derlemesi. Hatta üşenmeyip size bu 15 öykünün adlarını da sırasıyla vereyim: Cadısız Köyün Cadısı, Dünyanın Kökleri, Bilinmedik Portreler, Mavi Büyüyle Dolu Küre, Meyre'nin Öyküsü, Yeminkıran, Rüzgârlar Her Şeyi Götürür, Ejder Şövalye, Gezgin Büyücü, Taksus Cadısı, İki Sarı Kasımpatı, Yırtık Kanatlar, Yüz Bin Gece, Vakit Meselesi ve de İnfeliz. Aslında hepsini çok beğendiğimi söylemeliyim çünkü çok geniş bir konu içeriğine sahipler. Yani isteseniz de asla sıkılmak için fırsat bulamıyorsunuz. Kimisinin içinde cadılar ya da büyücüler varken, bazılarında elfler, iblisler ve kadim ormanlar bulunmakta; bir başkasında şövalyeler ve ejderler birbirleriyle savaşırken, diğerinde âşıklar, canavarlar ya da hayaletlerin hikâyesi anlatılmaktadır. Fantastik ve büyülü öğelerden aklınıza her ne gelirse rastlayabileceğiniz dolu dolu bir kitap
1000Kitap
Unutulmuş Büyüler ve Terk Edilmiş ÖykülerD. N. Archeron · Guardian Yayınları · 2025620 okunma
Naylondan hayatlar, plastik insanlar.
10/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 09:35
Türk şiirinde benzersiz bir yere sahip olan bir iç dünya atlası !!! Bu kitapta Nilgün, gündelik hayatı anlatmaktan çok bilinçaltının, yalnızlığın, ölüm düşüncesinin, yabancılaşmanın ve özgürlük arayışının izlerini sürüyor. ilk okumamda kapalı ve zordu ama dikkatimi vererek okuduğum zaman yoğun bir duygu ve düşünce evreni sundu bana ( o yüzden bu kadar uzun sürdü :)) Kitaptaki şiirlerin büyük bölümünde bireyin dünyayla kurduğu sorunlu ilişki öne çıkıyor. Nilgün kendisini çoğu zaman toplumdan, insanlardan ve hatta kendi bedeninden uzaklaştırmış. Bu nedenle şiirlerde sık sık kuyu, tünel, duvar, mağara, çöl, ada ve bahçe gibi mekânsal imgeler var. Bunlar yalnızca fiziksel yerler değil, aynı zamanda ruhsal durumların sembolü. Kitabın en belirgin temalarından biri ölüm. Ancak Nilgün Marmara’nın şiirlerinde ölüm yalnızca biyolojik bir son değil. Ölüm çoğu zaman yaşamın içinde dolaşan bir gölge, bir bilinç hâli veya insanın kendisiyle yaptığı hesaplaşmanın adı. Bu yüzden şiirlerde ölüm korkusundan çok ölümle konuşma ve onu anlamlandırma çabası hissettim. Aşk da kitapta önemli bir yer tutuyor. Ancak bu aşk romantik bir mutluluk biçiminde sunulmuyor. Daha çok eksiklik, ulaşamama, kırılganlık ve kayıp duygularıyla iç içe. Nilgünün aşk anlayışı, insanın başka bir insanda kendini tamamlama arzusuyla ilişkili; fakat bu tamamlama hiçbir zaman bütünüyle gerçekleşmiyor. Kitap boyunca dikkatimi çeken bir diğer unsur da mitolojik ve kültürel göndermeler. Tantalus, Nemesis, Thérèse, Rembetiko gibi farklı kültürlerden gelen isimler ve kavramlar (hepsini tek tek araştırdım) şiirlerine evrensel bir boyut kazandırdığına inanıyorum. Nilgün Marmara bireysel acıyı anlatırken onu daha geniş bir insanlık deneyiminin parçası hâline getiriyor. Dili oldukça özgün. Geleneksel anlatım yerine
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)Nilgün Marmara · Everest Yayınları · 20184,767 okunma
10/10
·288 syf.·
2026 75. kitabı
Mavi Saçlı Kız kitabını elime aldığımda açıkçası bu kadar beni etkileyeceğini düşünmemiştim. Başta sıradan bir hikâye gibi gelir diye düşünüyordum ama okudukça fikrim tamamen değişti. Hüzünlü ama bir o kadar da samimi ve akıcı bir kitaptı. Elimden düşürmedim, resmen soluksuz bitirdim. Kitabı bitirdikten sonra da etkisi hemen geçmedi, bir süre kafamda dönüp durdu. Kitabın konusuna gelecek olursak Burçak bir gün babasının ona verdiği bir defterle günlük yazmaya başlıyor ve yaşadığı şeyleri deftere not alıyor. Zamanla bu defter onun hayatının bir parçası haline geliyor. Burçak, insanlara güvenme konusunda oldukça temkinli biridir. Ailesi ve birkaç arkadaşı dışında kimseye tam olarak güvenmez. Bunun yanında sürekli birine âşık olduğunu düşünür ama zamanla bu kişilerin doğru kişi olmadığını fark eder. Bu yüzden insanlardan çabuk soğur. Bunun sebebi kendisini yeterince sevememesi mi yoksa güven problemleri mi, bunu tam olarak anlamak zor. Bir tatil sırasında Burçak rahatsızlanır ve günden güne durumu kötüleşir. Şiddetli ağrılar yaşamaya başlar ve hastaneye kaldırılır. İlk başta hastalığı net olarak belirlenemez ve brucella şüphesi üzerinde durulur. Ancak yapılan detaylı tetkikler sonucunda bunun doğru olmadığı anlaşılır ve Burçak’a lösemi teşhisi konur. Kemoterapi uygulanmasına rağmen tedavi başarılı olmaz. Doktorlar bu süreçte ailenin Burçak’ın hayallerini gerçekleştirmesini söyler. Burçak’ın en büyük hayali Amerika’ya gitmektir ve bu hayali gerçekleştirilir. Ancak Burçak, doğum gününe dört gün kala hayatını kaybeder. Kitapta en dikkat çeken noktalardan biri de şu söz olmuştur: Bir insanın her zaman mutlu olması çok zor ama küçük şeylerin ne kadar önemsiz olduğunu asla unutmamalı. Hayattaki en önemli şey sağlık ve mutluluktur. Bunların
Mavi Saçlı KızBurçak Çerezcioğlu · Yapı Kredi Yayınları · 201613,7bin okunma
Zorbam seni unutmayacağım.
10/10
·348 syf.··
2026 24. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 12:12
Zorba, Nikos Kazancakis’in okuduğum ilk kitabı oldu. Daha ilk sayfalardan itibaren insanı içine çeken, merak uyandıran bir dili var. Kitap temelde iki karakter üzerine kuruluyor: Patron ve Zorba. Patron; hayatı dikkatle yaşamaya çalışan, düşünen, okuyan, tabiri caizse “mürekkep yalamış” bir karakter. Zorba ise hayatı gerçekten yaşamış, acı çekmiş, tecrübe etmiş, feleğin çemberinden geçmiş biri. Bu iki karakteri okurken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: “Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?” Ben hep “çok gezen bilir” tarafına daha yakın oldum. Ama şunu da düşünüyorum: Gezerken okumak, okumayı yaşayarak yapmak bambaşka bir lezzet. Patron bilgiyle yaşayan bir insan. Zorba ise deneyimle… Patron düşünerek hakikate ulaşmaya çalışıyor, Zorba hissederek. Belki de kitabın en güçlü tarafı burada başlıyor. Çünkü insan okurken kendi içinde de bir Patron ve bir Zorba olduğunu fark ediyor. Hatta ben okurken ister istemez Bir Adam Yaratmak eserindeki Hüsrev karakterini düşündüm. Hüsrev de tıpkı Patron gibi hayatı daha çok düşünce üzerinden yaşamaya çalışan, varoluş sancıları çeken bir karakterdi. Sürekli “İnsan nedir?” sorusunun peşindeydi. Zorba ise bu soruların cevabını düşünerek değil, yaşayarak bulmuş gibiydi. Hüsrev düşüncenin ağırlığında ezilirken, Zorba hayatın akışına karışıyordu. Bu yüzden biri trajediye yaklaşırken diğeri acının içinden bile yaşam sevinci çıkarabiliyordu. Zorba’nın şu sözleri beni özellikle etkiledi: “Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk’tür, bu Bulgar’dır, bu Yunan’dır... Vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım... Şimdi ise yalnızca şuna bakıyorum: Bu iyi insan mı, kötü insan mı?” Bu sözler bana şunu düşündürdü: İnsan bazen ancak acı çekerek olgunlaşıyor. Zorba, yaşadığı büyük yanlışların ve ağır
ZorbaNikos Kazancakis · Can Yayınları · 202420,6bin okunma