“Hiçbir şey söylemek zorunda değilsin,” diyor, “bunu sakın unutma! İnsan çoğu zaman bir şey söylememek için bulunmaz bir fırsatı kaçırır ve tam da bu yüzden mahvolur.”
İrlanda Defteri, huzur veren, düşündüren bir kitap. Okuma süresini bilerek uzatırken, neredeyse her bölümün sonunda kitabın kapağını kapatıp bir şeyler düşünürken buldum kendimi. Kitapta otuzdan fazla yazar bize eşlik ediyor. Bazı yazarlar bölümlerin ana konusu olurken bazıları ise satır aralarında karşımıza çıkıyor. Çevirisi yapılmış olsun ya da olmasın, bu kitaplar hakkında hem bilgi ediniyoruz hem de Meltem Gürle’nin anlatımıyla mest oluyoruz.
Bu kitabı okuyan biri, James Joyce okumak için sabırsızlanacaktır. Joyce’u daha önce okumuş olanlarsa bilmedikleri belki de çok fazla şeyle karşılaşacaktır. Elbette Ulysses ve Finnegan Uyanması kolay okunması beklenmeyen kitaplar, ancak yine de okurun içinde okuma hevesi oluşacaktır. Bu kitaplara Dublinliler'de ekleniyor ve kitabın herhangi bir sayfasında bu eserlere konuk oluyoruz. Bazen roman karakterlerinin izini sürerken buluyoruz kendimizi. Kitapta geçen yerlere konuk oluyoruz, bitmeyen bir seyahat gibi.
İrlanda hakkında birçok şey öğreniyoruz; bu tarz kitapların etkisini seviyorum. Yaşanmışlıklar üzerinden konuk olduğumuz onlarca hikâye bize sunuluyor. Hep söylerim ama çoğu insan bunun farkında değildir: çoğu insan günlük yaşamında sadece koşmaya programlanmış gibi yaşıyor. Belki ülkenin üzerimize çöken havası, belki dertler, belki de başka şeyler buna neden oluyordur. Ama insanlar birbiriyle konuşurken bile koşuyor; birbirlerini dinlemiyorlar. Bu kitap onlara da iyi gelecektir. Koşturmayı bırakıp biraz yavaş yürüdüklerinde, hayattan bir şey kaçırmadıklarını, hatta koştukları için birçok detayı kaçırdıklarını fark edeceklerdir.
İrlanda edebiyatı