Kitap için sayfalarca yazı yazabilirim. Mesela kitabı anlamak için beynimin her zerresini kullandığımı, olay örgülerini bağlamak için düşünce yapımı genişletmem gerektiğini öğrettiğini, başrolün içten tavırlarının ne kadar yüreğimi dağladığını... Ama bu, o zaman bile dilden dökülebilecek hisler değil. Sadece bir başyapıt diyebilirim, sadece ruhumun en karanlık noktasına dokundu, en aydınlık tarafını da gösterdi. Son satırlar uğruna her şey feda edilir. Okuyun, okutturun.
Sert bir dil, deliliğin üzerindeki o ince çizgi ve çarpıcı olaylar... Kendi yaşantısında da aynı ögeleri barındıran Knut Hamsun'dan bir başkası beklenemezdi. Kesinlikle nefes kesici.
Okuduğum zaman Kınalı Yapıncak'ı iliklerimde hissettim. Masumluğu, saflığı, aşkı... Güntekin'in en sevilen romanı olmasa da benim en sevdiğim, en özelim. Karakter değişimlerini bu kadar güzel anlatabilen, eşsiz bir kalem Reşat Nuri. Kınalı Yapıncak ise bu kalemin getirdiği eşsiz bir güzellik...
"Bitti,
Udu bıraktı elim."
Zannımca Jack London'ın hedefler ve ulaşılabilirlik adına yazmış olduğu roman. Her insanın ruhunun kıytı köşesinde kalmış saklı duygularına, arzularına ulaşabilecek bir başyapıt. İçindeki şiirler beni, bizi, hepimizi anlatıyor.
Dile getirecek kabiliyetimizin olmadığı hisleri ve düşünceleri 19. yüzyılda, 424 sayfalık bir kitaba sığdıran kadın Jane Austen... Hepimizden, içimizden bir parça.