Zemahşerî'ye göre bir fakih, hüküm ve fetva ilimlerinde akranlarını geçse; bir kelam alimi, kelam ilminde bütün dünyadakilerin üstünde olsa; kıssa ve rivayetleri ezberleyen biri, İbnü'l-Kıriyye'den daha iyi hafızaya sâhip olsa; bir vaiz Hasan- ı Basri'den daha güzel vaaz verse; bir nahiv alimi, Sibeveyh'ten daha iyi nahiv bilse; bir lügat alimi, bütün dilleri bülbül gibi konuşsa; yine de hiçbiri; Kur'an'a özgü iki ılim yani meânî ve beyân ilimlerini hakkıyla öğrenmedikçe bu yolun (tefsirin) inceliklerine vakıf olamaz, onun hakikatlerinden en ufak şey ede edemez.
Tarihî hadiseleri hak- batıl mücadelesiyle açıklamaya girişmek, tarihçiyi olayları izah ve tasvir etme konumundan hüküm verme konumuna taşıması da kaçınılmazdır.
Oysa ne tarihçi hâkimdir, ne de tarih bir mahkeme sahnesidir.
Ölümü göze almakla elde etmek istediğimiz bir şey vardı bizim de, savaşırken..
Savaştan sonra baktık ki, onlar için savaşmamışız. Düpedüz aldatılmışız.
İnsanın zoruna giden bu oluyor.