serpil

serpil
@mefti
sorgusuz ama suale yakın bir yerde.
Kurmaca ve fantazi daima "gerçekliğin" içinden geçer. Fantazi gerçeklikten kaçmaya yarayan hayali bir yanılsama değildir, toplumsal yaşamın asıl temelidir (Zizek 1989: 45).
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir sanat eseri olarak her film, kendi toplumsal ağını, üretim ve alımlama koşullarını aşan belli bir fazlalığa, yoğunluğa sahiptir. Zaten sinemayı sanat yapan da bu yoğun fazlalığı, anlam yaratma kapasitesidir.
Bir kainatın inkırazına şahitmişiz gibi mavi toprağa dönerken sırtımızı yüzüstü kahverengi göğümüzde kendimizi kandırmadık mı? Tüm acıları biz sırtlamışız gibi çarmıhta gibi sanki bedenimiz sanki uğruna ölmüşüz de bir şeylerin ilk kez doğmuyoruz gibi olmayan bir devrimin kıytırık cümleleriyle kendimizi avutmadık mı? bak, bakabiliyorsan mahşerine vakur saydığın adamların o çamur ki onları anca paklar kıpkırmızı bir göl varken yüzdükleri su bulanmaz, yoğurt ekşimez, kuşlar türkü çağırmaz ki bunların hiçbiri de gerek değildir açken karnın, açıktayken sırtın koş peynirinin peşinden kedi gibi kusacaksın nasılsa fare çoktan öldü, o da kırmızı göllerde yonca nasılsa yanılsama sözlüklerde bir palavra değil mi? yaz, yazabiliyorsan iki melek kadar müsterih isen günahlarımı -yeri de gelirse sevaplarımı- tut çetelesini; vur yüzüme, sırtıma, göğsüme yüceliğinden ödün verme bir taş yap da sat şeytana o da taşlasın beni, sıra onda
Şiir
Platon'un meselesi aslında temsilin kendisi değil de çarpıtılmış ve saptırılmış temsildir. Diğer bir deyişle burada söz konusu olan sadece öz ve görüntü, orijinal ve kopya arasında bir karşıtlık değildir; bu mesele gerçeklik ve temsil ya da "toplumsal olgu" ve sinemasal imge arasındaki ayrımdan ibaret değildir. Platon esasen iki imge arasında ayrım yapar: kopya ve simülakra.
Filmin yalnızca bir gerçekliğin imgesi, toplumsal bir olgunun gölgesi ya da görüntüsü olmadığı, bunun tam tersinin gerçekleştiği hissiyle baş başa kaldık: Gerçekliğin kendisi bir görüntünün görüntüsü, bir gölgenin gölgesi haline gelmişti. İnsan böyle bir gölge oyunundan nasıl bir anlam çıkarabilir? Belki de bu anlamda ilk girişim, Platon'un insanlığı bir mağarada zincirlenmiş, kendi cehaleti yüzünden kapana kısılmış ve bunun ötesinde bir âleme ulaşma olanağından bihaber olarak tasvir ettiği mağara alegorisiydi.