serpil

serpil
@mefti
sorgusuz ama suale yakın bir yerde.
Ancak paradoksal bir biçimde, sansürün olmaması fantazinin hükmünü artırmaktan ziyade azaltır. Fantazinin başına gelebilecek en korkunç şey gerçekleştirilmesidir.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"Mektup daima yerine ulaşır, çünkü nereye ulaşırsa yeri orasıdır" (Johnson 1988).
Lacancı bir bakış açısına göre Şark, "toplumsalı" hem koşullayan hem de ondan kaçan bir fantazi uzamı teşkil eder. Fantaziler arzu nesneleri üretir ama bu nesneler erişilmez gibi algılanır. Kanun, yani çeşitli eylemlerin yasaklanması kısıtlamaları aşma arzusu yaratır. Şark böyle bir ihlal arzusunun ürünüdür. Bu bakımdan tatmin edilmiş bir arzu sanrısı değil, bir sorunun cevabıdır: Neden bu arzu?
Sinemaya dıştan ve içten yaklaşımlar arasında gidip gelirken, sinema figürleri bize bire bir, sinemasal anlamlarından ayrı sosyolojik anlamlar sunuyor. Yani filmleri alegorik olarak okuyoruz. "Toplumsal olguları" soyut teori aracılığıyla incelemek yerine, toplumsal olgular olarak filmleri alegori aracılığıyla inceliyoruz.
Lacan'ın izinden giden Althusser, özerklik fikrinin öznenin ideolojik mesajlarla yükümlü hissetmesini sağlayan gerekli bir yanılsama olduğunu öne sürer. Demek ki imgesel ile simgesel arasında daima bir diyalektik söz konusudur: "Bütün ideolojileri teşkil eden özne kategorisidir; fakat derhal eklemek isterim ki bütün ideolojilerin özne kategorisinden müteşekkil olmasını sağlayan, bütün ideolojilerin somut bireyleri özneler olarak 'teşkil etme’ işlevine sahip olmasıdır" (a.g.y. 45).