"Hayat olmayana ağıt yakacak kadar uzun değil." diyorlar. Bizi bulabildiklerimiz ve yaşayabildiklerimiz şekillendirmez mi? Biraz da o eksik parçalar değil midir bizi bütünüyle tamamlayan? Biz olanla mutluluğu bulan, olmayanla eksilen yitikler olmaz mıyız? Evet, hayat uzun değil lakin ulu çınarı her şeyiyle var eden dalları değil midir? Dalları kırık bir çınar hangi fırtınaya kafa tutar? Hangi güce direnç gösterebilir, köklerini yerden sökecekse bu eksikliğin neresi avuntu olabilir? İnsanın en büyük eksiği nedir ki bunca yitiğin içinde? Neresinden tutsak kısa kalıyor hayat.
Sen de bana iyi gelmeyeceksen başka kime gideyim Rabbim? Gögüs kafesimi zorlayan bu hissi gider, kalabalıklar arasında duyduğum yalnızlığı seninle doldur. Ruhuma dar gelen bu bedeni ya toprak et ya da ferahlık ver. Çekilmez olanı yaşanılır kıl benim için.
Kırıldığı yerden çiçeğe dururmuş insan. Üstelik bir öncekinden katbekat daha sağlam daha güzel bir şekilde. Yıllar evvel yol uzun sen etrafındaki başka hayatları da gör, izle, dinle denseydi inanmazdım. İnanmazdım kırık kalplerin kemikler gibi zamanla kaynadığına. Meğer sabır ve teslimiyet tüm eksik parçaları bir araya getiren kusursuz birer araçmış. Esasında kırıldığım yerden fazlalıklardan arınıp tamamlanıyordum. Hem öğrendim hem kabullendim. Gidenin de gelenin de birer sınav olduğunu, hepsinin sınanmak için yeni sayfalar olduğunu biliyorum artık.
Bitti dediğim yerde, beni yeniden ayağa kaldıran Rabbime şükürler olsun.