Dünyada bi tek bir insana inanmıştım. O kadar çok inanmıştım ki. Bunda aldanmış olmak bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık adeta bütün insanlara dağılmıştı. Yalnız orda kürk mantolu bi kadın portresinin önünde mıhlanmış gibi durduğumu hatırlıyorum. Resimleri seyredip geçenler vücutlarıyla beni sağa sola itiyorlar fakat ben olduğum yerden ayrılamıyordum. Günlük bu soluk yüz, bu siyah kaşlar ve onların altındaki siyah gözler bana asla yabancı olamazdı. Ben bu kadını yedi yaşımdan beri okuduğum kitaplardan beş yaşından beri kurduğum hayal dünyalarından tanıyordum.