"İnsana cennette cehennemi yaşatan sır nedir?" diye sordu.
"Nankörlüktür," dedi ihtiyar.
"Hırstır," dedi bir başkası.
"Kendi cehennemini yanında taşımaktır," diye fısıldadı içimden bir ses.
İnsan, elindekinin kıymetini bilmezse, altın taht da dikenli yatak olur. Arzuları doymazsa, Kevser bile ona az gelir.
Sır, kalbin doymamasıdır. Cenneti cehenneme çeviren, mekân değil, mizandır.
"İnsana cennette cehennemi yaşatan sır nedir?" diye sordu.
"Kendi nefsidir," dedi yolcu.
İnsan yanına ne alırsa, gittiği yeri ona çevirir. Cennete kibir götürürsen, orada da yanarsın. Cehenneme teslimiyet götürürsen, ateş bile serinler.
Sır sensin. Sır, yükündür.
"İnsana cennette cehennemi yaşatan sır nedir?" diye sordu.
Dünyada sonsuz aşkı imanla yaşayan gönül ise sustu. Çünkü sır, sorunun içinde saklıydı: İnsan, cennetin ortasında dururken bile, gönlünü cehenneme bağlamışsa, hangi bahçe ona serin gelir?
Nimeti görmeyen göz, ateşi kendi içinde taşır. Şükrü bilmeyen kalp, ırmak kenarında susuzluktan yanar.
Cennet dışarıda değil, içeride imanla kurulur, aşkla yaşanır. Cehennem de öyle; inkârla kurulur, nefretle yaşanır. Sırrı, inancında ara..
___ /Güven Taşdemir