Melike Zeynep Akış

Melike Zeynep Akış
@melikemza7
The killer took my friend
2/10
·160 syf.··
2025 25. kitabı
Han Kang 2024 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alarak bu ünvanı alan ilk Asyalı kadın olmuştur. En meşhur eseri Vejetaryen, aile içindeki çöküşün rahatsız edici ama sürükleyici bir hikayesi. Başkahraman Yeong-hye mutsuz bir evliliğin içinde yıllarca sessiz bir şekilde eşine hizmet ederek ve hiçbir sorun çıkartmadan yaşar. Bir gün gördüğü bir rüya yüzünden aniden vejetaryen olmaya karar verir. Kitaptaki kahramanlar bu duruma anlam veremez; hatta bu kitabı okuyanlar bile anlaşılmaz bulabilir. Bu aslında onun çocukluğundan beri ailesinden, babasından, kocasından gelen fiziksel ve duygusal şiddetin sonucu. Çünkü Yeong kendi bedeni ve hayatı konusunda artık bir kontrol kazanmak ister. Yeong-hye’nin et yemeyi bıraktığını öğrenince babasının kocasından sana et yemeği yapmıyor diye özür dilemesi Güney Kore’deki ataerkilliğin ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Kitap bu koyu ataerkil sistemin kadınların duygularına ve başkaldırılarına ne kadar tahammülsüz olduğunu anlatır. Yeong kendi direnişini hiç konuşmayarak yapar ve bu onu kontrol edilemez birine dönüştürür, çevresindekileri çıldırtır. Ailesi ve kocası tarafından sürekli “kendini ifade etmesi” değil “uyum sağlaması” dayatıldığı için Yeong konuşsa da onu kimse dinlemez. Bu yüzden susmak onun en özgür tercihi olur. Bu hikayede aslında Yeong anlaşılmaz birisi değil, sorun sadece yanlış insanlara anlatılmak zorunda kalması. Kitabın konusu ilginç olsa da çok fazla rahatsız edici unsur vardı. Bu rahatsız edici yanını yine Kore yapımı olan Parazit filmine benzettim. Nobel almasını hak edecek ne oldu anlayamadım. Bence bu yazardan önce Nobel alması gereken Murakami, Coelho gibi yazarlar var. Han Kang’ın Nobel’e uzanması bana edebi başarıdan çok, tematik cesaretin ödüllendirilmesi gibi geldi. P.S. Bu kitabın bana kattığı bir şey de
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,8bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
2/10
·160 syf.··
2025 25. kitabı
Han Kang
7/10 · 9,8bin okunma
1/10
·152 syf.··
2025 24. kitabı
Bu kitabı, İzmir Kitap Fuarı’nda Han Kang’ın Vejetaryen adlı kitabını okuduğumu, ancak neden Nobel aldığını anlayamadığımı söyleyip, yazarı daha iyi kavrayabilmek için başka bir kitabını önermelerini istemem üzerine aldım. Görevliler, “Vejetaryen’i neden sevmediniz anlayamadık, o yüzden ne önersek bilemedik,” dedikten sonra bana Beyaz Kitap’ı uzattılar. Herkesin kendileriyle aynı şeyi beğenmesi gerektiğini düşünen, içi boş tayfanın yönlendirmelerine fazla kulak vermemek gerekiyormuş. Kitap bana oldukça yavan geldi. Ne bütünlük vardı ne de derinlik. Duygusal olarak da entelektüel olarak da bir şey aktarmadı. “Beyaz nesneler üzerine yazılmış” denince, beyazın felsefesine ineceğini hayal etmiştim. Yedi rengin birleşimiyle oluşan beyazdan, beyaz bulutlara ve kar tanelerine; güneşten aya, yıldızlara; doğumdan ölüme uzanan bir anlam yelpazesine değinir diye düşünmüştüm. Ama öyle olmadı. Sanki bir edebiyat fakültesi öğrencisinin acemi çabalarını okuyormuşum gibi geldi. Ne demek istediğimi kitaptan sadece bir örnek verip göstermek istiyorum. MENDİL Kadın yaz bitimine doğru bir öğleden sonra, ücra bir mahallede, apartmanların önünden geçiyordu. Bir kadının üçüncü katta balkondaki çamaşırları topladığını ve birkaçını aşağıya düşürdüğünü gördü. En son bir mendil usul usul yere süzüldü. Kanatlarını yarı kapatmış bir kuş misali. Kararsızca konacağı yeri arayan bir ruh gibi. Bu cümlelerde ne özgün bir fikir var, ne de duygusal bir anlatım. Kitabın geneline hâkim olan da tam olarak bu: atmosfer varmış gibi yapan ama içi doldurulamamış, etkisiz bir anlatı.
Beyaz KitapHan Kang · April Yayıncılık · 20242,062 okunma
8/10
·375 syf.··
2025 23. kitabı
Bu kitap bir şarkı olsaydı The Cinematic Orchestra’nın To Build A Home şarkısı olurdu. Şarkıda taştan yapılma ahşap zeminli bir evin verdiği sevgi, güven ve sıcaklık hissi anlatılır. Ama ev artık toz tutmaya mahkûm kalmıştır. Bu ev, şarkıcının sevdiği insanla kurduğu bağın bir metaforudur. Uzun yıllar süren, sevgiyle inşa edilen ama artık eski hislerin kalmadığı sonu ayrılıkla biten bir bağ. Şarkıdaki ev bana Uçurtma Avcısı’nda anlatılan Emir’le Hasan’ın büyüdükleri evi hatırlatıyor. Dostlukları, fedakarlıkları, masumiyetleri bulundukları evin eşsiz bir anı yeri olmasını sağladı. Ama onlar da zor zamanlara kapılıp arkadaşlıklarını bitirdiler ve o ev de hiçbir zaman eskisi gibi olmadı. Şarkıda kasvetli başlayan piyanonun nazikçe yükselmesi onu tamamen depresif bir müzik olmaktan çıkarıyor. Sanki gelecek için her zaman umut vardır; daha parlak günler olacak der gibi. Tıpkı Uçurtma Avcısı’nın “Bir gün her şey bitecek ama eninde sonunda bir yerlere evimizi inşa edeceğiz, en azından birinin kalbine” şeklinde bir his yaşatması gibi. Şarkıda geçen “And i build a home for you, for me” lirikleri de bana hep kitabın en unutulmaz anında geçen cümleyi anımsatıyor; “Senin için bin tane olsa yakalarım.” Bu kitabı okumamın üstünden çok zaman geçti, anlatılan çoğu şeyi hatırlamıyorum bile. Bir değerlendirme yazamam. Ama ne zaman bu şarkıyı dinlesem kitabı okurken hissettiğim bu duygular canlanıyor. Sadece buraya da yazmak istedim.
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,5bin okunma