Lou Andreas-Salomé'den daha önce Arayışlar kitabını okuyup sevmiştim ama yazarın diğer kitaplarına göz atmamıştım. Kendi hayatını öğrenince tüm eserlerini okumak gibi bir istekle doldum.
Feniçka eseri bazı otobiyografik izler barındırıyor gibi hissettirdi. Geçtiği dönemin kadına ve erkeğe bakış açısını görebildiğimiz, aynı zamanda o zaman kabul edilmeyecek kadar bağımsız ve eğitimli bir kadının hayatına tanık olduğumuz kısa bir eser.
Dönemin kadınlarının ve erkeklerinin aksine evliliği kadın için bir zorunluluk olarak görmemesi ve kadınların eğitim alması yönündeki birçok cümlesini çok sevdim. Aradan 100 yıl geçmiş ama hâlâ bir kadının tek amacının evlilik ve annelik olmaması bazı kadın ve erkeklerin canını sıkıyor. Yıllar geçse de bazılarının cahilliği eğitimle de geçmiyor maalesef.
Hoşuma giden bir eseri olduğunu söylemeliyim.
Kadınları salt insani zenginlikleri içinde kavramanın, hep cinsiyetleri açısından bakmaktan, hep yarı şematize ederek görmekten kaçınmanın bu kadar zor olması ne tuhaftı. İnsan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyordu. Belki de kadına adeta bir sfenks karakteri yüklenmesinin temelinde büyük ölçüde, erkeğinkinden hiç de geri kalmayan eksiksiz insaniyetinin bu ağır basitleştirmeyle örtüşmemesi yatıyordu.