Kuş taşlayarak, köpek döverek, kedi yakarak büyüyen çocukların ülkesinde polislerin kahraman olmasından daha doğal ne olabilir. Ben polise öfke duymuyorum. Asıl katil onların babalarıdır. Aklı ve sevgisi olmayan bir toplum ya önünü iliklemekte ya da şiddeti şehvetle sevmekte bulacaktır özgürlüğü.
"Sevmeyi özledim biliyor musunuz? Kayıtsız şartsız bir gülüşü. Olur olmaz yerde ağzıma bir öpücüğün konmasını. Bir doğruya sevinmekten çok bir saçmalığa gülümseyebilen hoşgörüyü. ‘Nerde kaldın’ ayazını değil, ‘hoş geldin’ iyiliğini.Hiçbir şeyle yatışmayan yürek telaşını. Kapı zilleriyle telefonlar arasında tükenmeyi. Geceyi bir hayal hazinesine çeviren uykusuzluğu. Bir gövdenin önünde diz çökmeyi.Kendimi severek yürümeyi kalabalıkta. ‘Göğe bakma duraklarını’ özledim. Yağmuru kirpiklerden içmeyi. Yumruk kadar bir yüreğe dünyayı sığdırma hünerini. ‘Sana sevinç verdiğim sürece ben buradayım’ zenginliğini özledim. Otobüs terminallerinin ayrılıkla dönüş karışımı kokusunu özledim.Otel odalarının insanı bir yaprak gibi incelten kederini. Başkakentlere vuran rengini güneşin. Başka sokakların telaşıyla çoğalmayı. Dünyayı yudum yudum aşka çeviren yalnızlığı…”
Üşüyen yerlerini aldım kirpiklerimin arasına, sana dünyayı gösterdim uzaktan. Güneşin büyüsünü, taşların sesini; nasıl yerdeğiştirdiğini dağların. Onca çokluğuna karşı yıldızların yalnızlığından söz ettim. Hiçbir şeyin bize uzak olmadığından.İnsan sustuğu yerde yenilmez her zaman, dedim. Gözleri içine göllenen hapislerin ufkunu anlattım. Sanayi çıraklarını,hastaların yaşama gücünü. Gözyaşını küçümseyenin acısı da olmaz sevinci de, dedim. Oğlundan kalan tek armağı törenle gömen Dersimli annenin büyük suskunluğunu andım saygıyla.Azalan bir bütün olmaktansa parçalanarak çoğalmanın ne anlama geldiğinden söz ettim.
Zamanın ağırlığını duymak için öyle yılların geçmesigerekmiyordu. Susmaktan yontulmuş kara kuru birer heykeldiherkes. Gülmek, yaşama sevincinden çok bir zembereğinboşalmasına benzerdi. İki yorgunluk arasında aldığımız teksoluk trenlerdi. Günlerin onca darlığı içinde genişlikduygusunu kırlangıçlar öğrettiyse, uzakların tohumunu trenlerattı içimize. Bizim dışımızda tüm dünya raylardaydı. Gitmekbir iç çekişe döndükçe, yaşadığımız her şey değersizleşiyordu..