Gözbebeklerinde bir ağrıyla gelirdi. Ben, kirpiklerimde binlerce yol, parmaklarımı kalbime batıra batıra beklerdim.Sokakların telaşıyla odaların suskunluğu arasına sıkışmış birkekeme hayaldi. Gülüşü, bir yaprak ummanında gün ışığı gibihüzünlü bir sevinç verirdi. Akşamüstüne benzeyen bir seslekonuşurdu. Kendisine ait olmayan bir zamanı sorgulamaktanbunalmıştı. İki kuşağın yanlışlarından bir dağ taşırdı iki kaşıarasında. Ellerini mi, rüzgârlı bir yaprağı mı tutardım,seçemezdim. Yıllarca gövdesini aynalardan uzak tutmuştu.Sorumlulukla özgürlük arasındaki ilişkiyi sorardı durmadan.Bir kapıya kısılmış dağ başı kadar acıklıydı. Parmakları, ikidebir suyu kesilen küçük ırmaklardı. Bildiği bütün türküler aşk üzerineydi ama o söylemenin değil de dinlemenin erdem olduğuna inanmıştı. Bense, onun yerine de acı çeken çiftekorkudan bir umut ıslığıydım. Ay ışığı, yağmur dalgınlığı, ten kokusu ve evlerin solgunluğundan oluşmuş iki pencere gibi bakardık birbirimize.
“Susmak insanın sözünü büyütüyorsa bir erdemdir. Bir yaprağı bile kıpırdatamaz yoksa suskunluk. Ne kadar cılız, nekadar yanlış olursa olsun boşlukta iz bırakacak tek şey sözdür.Yağmur yağmazsa kim bilebilir bulutların yükünü. Kendi gerçeğini kendi sesiyle ışıtır insan. Başkasının evinde yananışıktan bize ancak gölge düşer. İnsan konuşarak tanır kendini,anıdıkça sever. Kendini sevmeyen kendine sahip çıkamaz.Konuşmaktan korkmak, güçsüzlüğün insan ruhunda açtığı enderin çukurdur. Kimse bu çukuru başkasının gücüyle dolduramaz ve ne gariptir ki çukur büyüdükçe büyür insanın yıkımı.”
“Herkesi babama benzetirdim. Ya da hiç kimse babama benzemezdi. Evimizde yapraklanan bir çınar ağacıydı. Gölgesi yazın serinlik, kışın sıcaklık verirdi. Yanımda olduğu zamanlar iki kat yaşardım. Yüreğimde karıncaların yürüdüğü bir yeni zamandı. Kim birazcık ona benziyorsa gizlice seviyordum.Bütün erkeklere mavilik veren bir gökyüzüydü. Bir gün gelmeyiverdi. Ben inanmadım. Sonraki günler de gelmedi.Ben bir çınarın her yaprağından defalarca düştüm. Annem sustu. Gözbebekleri büyüdü, büyüdü; kirpiklerinden taştı.Konya ovasında öyledir ancak keder, güneşin battığı saatlerde.Birdenbire yalnızdık. Babamın uzun boyları başka kapılarda kırılıyordu. Gözlerinin değdiği her yerimiz üşüyordu. Annem,babamın yerine de sevdi beni. Hohlayıp hohlayıp sildi acımı.Ben gittim bir başka erkeğe inandım. Korkuyla zedeledi beni.Babamın bıraktığı yıkıma şiddeti ekledi. Annemi anladım.Kendisini sevmeyenin acısı da olmazdı öfkesi de… İnsanın bir ömrü, gökkuşağının yedi rengi vardı ve dünyadan başka dünya yoktu. Annemi bir daha sevdim. Gökyüzünü gördüm. Aynaya baktım. Şimdi gidip kentin en kalabalık yerinde hayata gülümseyeceğim.”