Güvenin. En gurur duyacağınız hüsranlar, güvenip de yanıldıklarınız sonucu ortaya çıkacaklar. Üzerinizden sorumluluğu atmanın en kolay ve erdemli yolu budur; bırakın herkes istediğini yapsın. Suyun nereye akacağını seyredip görmek varken, yatağını değiştirmeye çalışmak güvenmek değil, hafriyat çalışmasıdır.
Yaşayın. Ağlayın. Kendinizi öldürmeyi düşünün hatta isterseniz bu konuda planlar yapıp krokiler çizin. Yalan söyleyin, yalan dinleyin, en fazla bir kez hırsızlık yapın, en az bir kez birini herkes tarafından kınanmaya hazır olacak kadar sevin. Sağlıksız beslenin, annenizi 10 gün aramayın. İşten kovulun hatta patronunuzu öldürme planları bile yapabilirsiniz, fark etmez. Tüm bunlar sayesinde 30'larınıza geldiğinizde kimseyi yargılamamanız gerektiğini öğrenmiş olacaksınız. Ve bu, inanın bana, insanı özgürleştirecek tek şey.
Hep iyi şeyler olsun diye beklemek, ama her an kötü bir şeyler olacak hissiyle ürkmekti aşk. Samet aşıktı. İçinde akan zembereksiz bir saat, Nur'dan ayrı geçen dakikaları bile saymaktaydı.
Öpüşmek, iki insan arasındaki en kısa mesafedir. Kim bulmuştur öpüşmeyi, nerden çıkmıştır öpüşmek, üzerinde çok fazla sinir hücresi var diye mi kavuşur dudaklar, öpüşmezsen ölecekmişsin gibi gelir ya, peki o his nereden? ....
Öpüşmek bir tutam tarçına,demliğe atılan iki karanfile, kekin üstündeki hindistan cevizine, simidin susamına ya da pilavın karabiberine eş değer ve türümüzün en saf iletişimidir. Bir tutam baharat için birbirine büyük yalanlar söylemiş, baharat ararken dünyanın düzenini bozmuş bir türüz biz.