Rus folkloruyla ilk kez bu kitap sayesinde tanıştım ve beklediğimden çok daha keyifli bir deneyim oldu. Kitabın o karanlık, gotik ürkütücü havası ve eski Rusya’da geçen masal atmosferi çok hoşuma gitti. gece okumakta ayrı bi keyif veriyor bu arada; kar, soğuk, uzun geceler, sıcak fırın… tam kış kitabı.
İlk yarısı daha çok karakterleri tanımaya odaklı ama buna rağmen sıkmadı. Yazarın anlatımı yavaş ilerliyor ama masalsı dili sayesinde akıyor. Aksiyon bir anda patlamıyor, sindire sindire yükseliyor ve bu da gerilimi güzel kuruyor.
Ana karakterimiz Vasya’yı çok sevdim . Özgür ruhlu, zeki, çevik ve merhametli olması insanın içini rahatlatıyor. Aile ilişkileri de oldukça gerçekçiydi. Son sayfalarda yaşadıkları ise cidden ağırdı. Onun bir cadı olduğunu biliyoruz ama potansiyelinin tam olarak ne olduğunu hâlâ görmedik; şu an seriye devam etmemi sağlayan en büyük merak unsuru bu. Aile üyeleride hikayede güçlü bir yer ediniyordu, kardeşlerinin ileride nasıl ve ne şekilde karşımıza çıkacaklarını merak ediyorum.
Morozko’yla olan ilişkisi ise gizemli ve mesafeli.. slow burn olucaksa bayılırım. Aralarındaki bağın ilerleyen kitaplarda nasıl derinleşeceğini görmek istiyorummm
İblislerin ve ruhların işlenişini de sevdim. Folklor ögeleri hikâyeye çok güzel yedirilmiş. İlk kitap daha çok dünyayı kurma ve masal anlatımı gibiydi; büyük olaylardan çok atmosfer ön plandaydı ve ben bunu sevdim.
Gerçekçi kısmı ise zaman zaman can yakıcıydı. Kadınların ya evlenmeye ya da rahibe olmaya zorlanması gerçekten sinir bozucuydu. Bu yönüyle kitap sadece fantastik bir masal değil, dönemin sert gerçeklerini de gösteriyor. Ayrıca bir parantezde Pyotr için açmak isterim ki, dönemin şartları düşünüldüğünde oldukça iyi bir baba figürüydü..
Kitabın sonu hemen devam kitabına koşmalıyım hissi vermedi bu