Anlamadan sezmeniz, bilmeden duymanız, görmeden kapılanmanız için söylüyorum. En derin anlayış budur. Kim anlamış ki siz anlayasınız? Onun için üniversite kürsüsünde değil bitirim yeri kahve ocağında konuşuyorum. Hastalıktan doktorluğa, cahillikten bilgeliğe geçince en iyi hekim en üst alim siz olacaksınız. Şimdilik işin yalnız alfabesini öğrenin;
ilerisi okunmadan ezberlenecek cilt cilt kitap…
Canımı biraz sıkan tek şey, her ne kadar yemek yemenin düşüncesi bile midemi bulandırıyor olsa da açlıktı. Yine utanmaz bir iştah duyuyor, giderek azıtan, doymak bilmez bir yemek yeme arzusuna kapılıyordum. Göğsümü acımasızca kemiriyor, orada sessiz bir şeyler çeviriyordu. Sanki minik böceklerden oluşan bir sürü önce bir tarafı kemiriyor, sonra dönüp biraz da öbür tarafı kemiriyor, sonra biraz hareketsiz kalıyor ve tekrar işe koyuluyordu. Ses çıkarmadan, hiç acele etmeden içimi oyuyor, ilerledikçe arkaları bomboş kalıyordu.
Birdenbire aklıma Ylajali geldi. Bütün akşam nasıl tamamen unutabilmiştim onu! Işık yeniden ruhuma belli belirsiz bir dönüş yaptı, merhamet de ısındığımı hissettiren ince bir güneş ışığı. Yavaş yavaş daha fazla güneş ışığı eşsiz, ipeksi, ılık bir ışık sevgiyle okşayıp yatıştırdı beni. Güneş ışığı gitgide güçlendi ve şakaklarımı yakmaya başladı, kupkuru kalan beynimi acımasızca, parıl parıl haşladı. Sonunda, gözlerimin önünde çıldırtıcı bir ışın yığını alev aldı; yer ve gök, insanlar ve hayvanlar alevler içinde kaldı; dağlardan ateş, ateşten şeytanlar fışkırdı; uçurum, çöl, kasırga, cayır cayır bir evren; dumanı tüten, için için yanan bir kıyamet günü!
Pamuk ipliğine bağlı dürüstlüğüme güldüm, kibirlice sokağa tükürdüm ve aptallığımla dalga geçmeye yetecek sertlikte kelimeler bulamadım. Yetmişti artık! Tam şu anda bir kız öğrencinin birikimini ya da fakir bir dul kadının tek parasını bulsam elime geçirdiğim gibi cebime atar, bile isteye çalar, sonra da bütün gece mışıl mışıl uyurdum. Bu kadar akıl almaz acıyı boşuna çekmemiştim, artık sabrım tükenmişti, her şeyi yapmaya hazırdım.