" Şunu duyacaksınız Nastyenka (sanırım size Nastyenka demekten hiç yorulmayacağım), o köşelerde hayalperest denen tuhaf insanlar yaşar. Hayalperest -daha ayrıntılı bir açıklama gerekirse- insan değildir de, nasıl diyelim, bir ara türdür. Zamanının büyük bölümünü gözden uzak bir köşeye çöreklenmiş olarak geçirir, sanki gün ışığından bile saklanır ve bir kere bu köşeye çekildiğinde, oraya iyice kıvrılır kalır, tıpkı bir salyangoz gibi; aslında bu açıdan hem ev hem hayvan olan o ilginç yaratığa, kaplumbağaya daha çok benzer. Neredeyse hep yeşile boyalı, isli, kederli ve sigara dumanına boğulmuş dört duvarını neden bu kadar sever sanıyorsunuz? Pek nadir tanıdıklarından biri (ki, sonunda tanıdıklarını da tümden yitirmesi işten değildir) bu gülünç adamı ziyarete geldiğinde, neden arkadaşını yüzünde telaşlı, utanmış ve ne yapacağını bilmez bir ifadeyle, sanki az önce o dört duvar arasında bir suç işlemiş, sanki sahte belgeler imal etmiş, ya da bir dergiye imzasız bir mektupla üç beş dize gönderirken şairin öldüğünü, ama dostu olarak dizelerini yayımlamayı bir borç bildiğini yazmış gibi bir ifadeyle karşılar? Söyleyin bana Nastyenka, neden bu iki arkadaşın sohbeti bir türlü yürümez? Neden başka zaman kahkahalarla gülmeyi, pervasız lafları, cinsilatiften ya da başka eğlenceli konulardan konuşmayı pek seven bu ani konuğun, bu şaşkın arkadaşın ağzından bir kahkaha, ya da yaşam dolu bir sözcük duyulmaz? Peki neden kuşkusuz yeni tanışılmış ve daha ilk ziyaretini yapan-ikinci ziyaret falan olmayacak, tanıdık bir daha gelmeyecektir elbette- bu tanıdık allak bullak olur, (eğer varsa) bütün keskin zekâsına rağmen ev sahibinin altüst olmuş yüzüne bakakalır; beriki de artık iyice çaresiz kalmış, sohbeti doğrultmak, biraz renklendirebilmek, kendisinin de incelikler bildiğini göstermek,