2025 yılında okuduğum ilk kitap oldu. İçerdiği olaylar karmaşık değil ayrıca çok sürükleyici. Keşke kitabı unutup bir tatil zamanında tekrar başlayabilsem diyorum çünkü tek solukta okunabilecek bir eseri sınav dönemime denk gelişinden dolayı onbeş güne yakın bir sürede okudum. Kitabı okurken hiç bitmesin istedim çünkü karakterler ve olay örgüsü insanı öylesine içine çeken bir yapıda ki... Sabahattin Ali'nin okuduğum üçüncü kitabı oldu bu ve yazarın yazmış olduğu tüm romanları okumuş oldum. Ve rahatlıkla söyleyebilirim ki Sabahattin Ali çok büyük bir üstad. Yaşasaydı şayet kim bilir neler çıkacaktı kaleminden diye düşünmeden de edemiyorum. Kitabın ilk bölümleri çok sakin ve huzurluydu benim için. Ömer'in Macide'yi vapurda görüp yanına gittiği o bölümü ruhumda hissettim. Macide'nin İstanbul'a gitmeden önce Balıkesir'de yaşadıkları insanı üzüyor ancak şaşırtmıyor maalesef. Uzun süre sonra ilk defa bir çiftin aşkını deliler gibi kıskandım. Macide ve Ömer'in konuşmaya başladıkları zamanki o 'siz'leri, utangaçlıkları sebebiyle birbirleriyle konuşamadıkları ama konuştuklarında birbirlerine duygularını enfes bir biçimde açıklamaları okurken beni çok mutlu etti. Kendimi Macide'nin yerine koyduğum zaman bu aşk benim de içimi titretti. İlk bölümleri okurken ağzım kulaklarımda kendi kendime kitaba karşı gülümsüyordum ancak o eve gittiler ya daha huzur kalmadı hiçbirimizde. Zaten Sabahattin Ali romanları hep böyle değil midir? Tam dersiniz ki herşey yolunda, bir anda tüm huzur bozulur, mutluluk aynı ulaşılmaz bir düşe dönüşür. Tıpkı Ali'nin kendi hayatında olduğu gibi.
Onüçüncü bölüme kadar okuduğum o genç ve mutlu çifti tekrar bulabilmek umuduyla okudum kalan sayfaları. Ömer'in Macide'ye yaşattılarına kendi içimde bile kılıf bulmaya ve onu haklılaştırmaya çekiniyorum. Ancak ben de