İnsan dilediği zaman kendi içinde inzivaya çekilebilir. Üstelik insan inzivaya çekilmek için kendi içinden, kendi ruhundan daha huzurlu, daha sakin hiçbir yer bulamaz, özellikle de kendinde inzivaya çekildiğinde ona huzur verecek şeylere sahipse. Huzur dediğim zarif bir düzendir aslında. Kendini sürekli böyle bir inzivaya çekilmeye ver ve kendini yenile: Ancak önermelerin çok kısa ve özlü olsun ki, tüm acılar bir anda silinsin ve oradan hiç yıpranmadan dönebilesin.
Üç bin yıl ya da bunun binlerce katı fazlasını yaşayacak olsan da hiç kimsenin halihazırda sürdürdüğü hayattan başka bir hayatı kaybetmediğini ve kaybetmekte olduğu hayattan başka bir hayat yaşamadığını unutma. Bu yüzden hayatın en kısası da en uzunu da aynı kapıya çıkar. Çünkü şimdiki zaman herkes için aynıdır, bu yüzden geçmiş zaman da aynıdır ve yitip giden sadece bir andır. Herhangi biri ne geçmişi ne de geleceği yitirmemiştir. Birinin sahip olmadığı şeyi, herhangi birisi nasıl söküp alabilir ondan? Bu yüzden şu iki şeyin unutulmaması gerekir: İlki, ezelden beri her şey aynıdır, hep aynı döngülerdir tekrarlanan ve hiçbiri farklı değildir; herhangi biri, yüz ya da iki yüzyılda, ya da sonsuzlukta hep aynı şeyleri görür. İkincisi, bir kişi çok uzun yaşasa da çok kısa yaşasa da aynı şeyi yitirir. Bu da şimdiki zamandır ve insan sadece bundan mahrum olabilir; nihayetinde insan yalnızca buna sahiptir ve hiç kimse sahip olmadığı şeyi yitiremez.
Başka birinin ruhundakileri izleyip anlamadığı için bedbaht olana pek sık rastlanmaz; fakat kendi ruhunu yakından takip etmeyenlerin bedbaht olması kaçınılmazdır.
Kitap edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman olarak geçiyor. Duygusal derinliği, psikolojik analizleri ve betimlemeleri yüksek bir kitap. Betimlemeler ve psikolojik tahliller sayesinde karakterlerle derin bir bağ kurup onları anlayabiliyoruz. Kitap okuyucuya suçluluk duygusunu fazlasıyla gerçekçi bir şekilde hissettiriyor. Eserimizde içsel, vicdani ve toplumsal çatışmalara sıklıkla rastlıyoruz. Okurken biraz türk filmi havası da alıyorsunuz. Özellikle romanda hissettiğimiz sonbaharın yerini kışa (ölüme) bırakmasıyla sahneler nostaljik bir film şeridi misali gözümüzde canlanıyor. Dili anlaşılır ama betimleme ve uzun cümleleri sevmeyen okuyucular kitabı okurken yorulabilir, sıkılabilir.