Merhaba ^^
Kitap, değerli yazarımızın eşine ithaf ediliyor. Bunu da şöyle dile getiriyor: "Tanıştığımız ilk günden itibaren içimde yaşatmakta olduğum ergen ruha her zaman inanan, ona karşı büyük sabır gösteren ve bu ruhu derin bir sevgiyle besleyen değerli eşim Eda'ya..."
Bu anlamlı başlangıçtan da anlayacağımız üzere konunun ergenler üzerine olduğu aşikâr. Zaten başlıkta da “EN YALNIZ BEYİN” kavramıyla apaçık belli oluyor.
Kitap 4 ana bölümden oluşuyor:
1. Temet Nosce
2. Dünyanın En Yalnız Beyni
3. Esir Düşmüş Bir Beyin
4. Sapere Aude
Yazar bunları da alt başlıklara bölerek anlatmış ki okuyan ergenler sıkılmasın, kitabı yarıda bırakmasın diye sürekli geri dönütler eklemeyi de unutmamış. Okuyucuyu tutma çabasına başta anlam veremeyip gıcık olsam da hitap ettiği kesimi hatırlayınca “Hığğ tamam, şimdi oldu” dedim kendi kendime.
Bir ergenin yapması/yapmaması gerekenlerden ziyade, olayın derinine inip mekanizmayı anlatıyor ki karşıdaki ikna olsun ve uygulasın.
Ben detaylı detaylı anlatırdım fakat kitapta da bahsedildiği üzere; ezberle-boşalt mantığındaki bu mükemmel (!) eğitim sistemi sayesinde böyle şeylere ayırdığım zaman doğal olarak kısıtlanıyor. Çünkü Krebs döngüsünü sınavdan önce ezberlemek, sonrasında unutmak daha önemli. Kitap da bu durumu çok güzel bir dille anlatıyor:
“İnsanlar her bir elementin özelliklerini boşuna ezberlemekle uğraşmasın, gerek duyduğunda periyodik tabloya bakarak ihtiyacı olan bilgiye hızlıca ulaşsın. Yani bilgiye ulaşmayı pratikleştirmişti.
Peki bizim ulu, yüce, über eğitim sistemimiz ne yaptı? Mendeleyev'in insanlar elementleri ezberlemesin diye icat ettiği periyodik tablonun bizzat kendisini ezberlettirdi. İnan bana yazdıkça kalbim sıkışıyor ama asıl bahsetmek istediğim mesele çok daha fantastik.
Günümüzde dersler nasıl işleniyor