Bu kitap yaklaşık 2-3 sene kadardır kitaplığımda duruyor. Nereden geldiğini net bir şekilde hatırlamıyorum, sanırım ablam vermişti. Kitabı hiç duymamışım, yazarı hiç duymamışım yani gözümde okumaya değer hiçbir yanı yok… Okuyacak kitap kalmadı kitaplıkta, ya hadi gel bakalım neymiş şu kitap aldım elime gece nöbetinde okurum diye. Bir çırpıda bitirdim, belki de en hızlı bitirdiğim kitaplarımdan birisi oldu. Hikayenin içine öyle girdim ki ana karakterin beni de dahil etmesini istedim hep. Sevdiğim birkaç konuyu içinde bulunca da tadından yenmedi doğrusu. Bu kitabı bitirince yazarı araştırdım. Hatta kendisi ile sohbet ettim internette tanışıp. Kısacası, kitabı kapağına göre yargılamamak gerektiğini tekrardan görmüş oldum ve bu kitap benim önyargılarımı kırdı.
Doğuda dini önderler kendi ihtişamlarıyla yetinmez, tüm aile fertlerini güçlendirmeye çalışırlar; onlar halk yığınlarını soyup soğana çevirerek kan kustururlar. Bir hükümdarın şanı, ölümünden sonra, miras olarak büyük oğluna geçer her zaman; ancak dini bir önderin şanı, onun yaşayan erkek kardeşini ve yeğenlerini de ünlendirir! Böylece Hıristiyan piskopos, Müslüman imam, Brahman rahip, fırsat düştüğünde, avlarını çok sayıdaki kollarıyla yakalayıp, çok sayıdaki ağızlarıyla onların kanını emen birer deniz canavarına dönüşürler.