Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi; mitoloji ile tasavvufu harmanladığı A’mâk-ı Hayal’de bir garip Aynalı Baba’yı şöyle konuşturur:
“Beşeriyet derin bir ah çekti ve ‘Doğru, Doğru! Lütfen bana söyleyin, merhamet edin. Mademki, hayattan tiksiniyorum, ama onsuz da yapamıyorum, öyleyse saadetin ne olduğunu bana siz söyleyin’ dedi. O sırada başkan geldi. Meseleyi anladı ve oradakilere: ‘Haydi bakalım, şu zavallının sorusunun cevabını verin!’ buyurdu. Oradakilerin bazıları şu şekilde cevap verdiler:
Hz. İbrahim, ‘Saadet çalışıp kazanmak ve kazanılanları başkalarıyla paylaşmaktadır’;
Hz. Musa, ‘Saadet nefsi, Firavun’un tutkuları gibi tutkularından kurtarmaktadır’;
Hz. Âdem, ‘Saadet şeytana uymamaktadır’;
Konfüçyüs, ‘Bir tencere pirinç pilavına bütün lezzetleri sığdırmaktadır’;
Platon, ‘Daima yüce şeyleri düşünmektedir’;
Aristo, ‘Mantık! İşte saadet!’;
Brahma, ‘Saadet mi? Zannedilen şeyin aksidir’;
Hz. İsa, ‘Saadet mazîyi unutmak, içinde bulunulan anı iyi değerlendirmek, geleceği düşünmemekle mümkündür’;
Lokman Hekim, ‘İnsanlar bu kelimeyi bütün dertlerini bir sözle ifade etmek için icat etmişlerdir’;
Hz. Hızır, ‘Saadet, tutkuların giremediği gönüllerde aniden görülen bir hayalettir’ dedi.
Sonunda Beşeriyet yorgun bir hâlde yere düşüp:
‘Oooof! Hangisi? Hangisi?’ diye söylendi kendi kendine. İşte o zaman Başkan ayağa kalktı ve 'Ey beşeriyet! Saadet hayatı olduğu gibi kabul edip, insanı yüklediği yüklere razı olup, bunun daha iyi olması için gayret etmektir' dedi. O sırada beşeriyet ayağa kalktı ve Alemlerin Övüncü Efendimiz! Beşeriyetin dertlerini anlayan ve bunun ilacını bulan yalnızca sizsiniz' dedi"